Edebiyat kisvesi altında tartışmak

Edebiyat kisvesi altında tartışmak

Suzan Geridönmez
03 Ekim 2011

Bu yazı, İntihar Notlarım isimli kitabın sürprizlerini ele veriyor.

İntihar ya da intihar denemeleri, özellikle de genç insanlar sözkonusu olduğunda hâlâ tabu. Hem de neredeyse hepimizin yakın çevresinde intihar vakaları yaşandığı ve bundan haberdar olmamıza rağmen. İntihar karmaşık ama tümüyle insana dair bir fenomen. Dış ve iç etkenler bir insanı kendi varlığını sonlandırma isteğine götürebilir. Genelde -istisnalar bir yana-  intihar denemeleri şifreli yardım çağrılarıdır. Bu açıdan bakıldığında genç gay ve lezbiyenlerin heteroseksüel yaşıtlarına oranla bazı araştırmalara göre dört, bazılarına göreyse yedi kat fazla intihara kalkışmaları daha iyi anlaşılabiliyor.

Aslında homoseksüelliğin kendisi değil, ama toplumsal önyargılar, aile, arkadaşlık ya da iş çevresi gibi sosyal ağların dışına itilme ve ötekileştirme gençleri çaresizliğe ve intihara sürüklüyor. İntihar düşüncesini doğuran çözümsüz gibi görünen sorunların yığılması ve bundan kaynaklanan çaresizlik duygusu. Genç bir insanın cinsel yönelimlerinin ‘norm’a uymadığını keşfetmesi ve bunu aile ve arkadaşlarına açıklayabilmesi (ya da açıklayamayacağını görmesi) bizim gibi toplumlarda çok zordur. Tam da yaşıtlarıyla özdeşleşmenin, bir gruba ait olmanın özel bir önem kazandığı, ama aile desteği, kabülü ve sıcaklığının henüz vazgeçilebilir hale gelmediği bir çağda tüm bunları riske atan homoseksüellik gerçeğiyle karşılaşmak sarsıcı bir deneyimdir. O kadar ki, bazen tüm öz savunma mekanizmalarını devredışı bırakıp, insana kendini yaşama layık görmeyecek denli değersiz ve suçlu hissettirir.

Oysa kiminin saçı sarı, kiminin kahverengi, daha küçük bir oranın da kızıldır, homoseksüellik de buna benziyor. Yani ne bir hastalık, ne bir seçim, ne de (çoğunlukla) geçici bir durumdur. Dejenere gençliğin sapıkça tercihlerinden biri olmadığı ise aşikâr. Hayır, hiç de aşikâr değil. Aslında, bizim toplumumuzda basbaya öyle kabul ediliyor. İşin kötüsü kendini bunun dışında tutan aydın kesimler bu yargının değişmesi için elle tutulur herhangi bir şey yap(a)mıyor. Ya devlet? Devletin eğitim, sağlık, aile, kültür ve din kurumları yalnızca homoseksüellik gerçeğini yok saymakla kalmıyor. Gerici, çağdışı ve genç insanları ölüme sürükleyebilecek (öyle ya, Türkiye’de genç homoseksüeller intihardan çok yine genç insanların işledikleri cinayetlere kurban gidiyorlar) yargıların kırılamaması ve yeniden hep yeniden üretilmesinde temel rol oynuyor.  Durum gerçekten de karanlık, hem de çok karanlık görünüyor.

Aydınlarımız, ileri görüşlü öğretmenlerimiz, önyargıların kabuğunu kırmaya çalışan gençlerimiz norm dışı cinsel yönelimler gibi konuları, en çok soruna neden oldukları yerde, yani ailede, okulda, sokakta açıklıkla tartışmaya cesaret edemiyorlar. Bunu yadırgayabilirsiniz. Ama bu sorunun yalnızca görünen yüzüdür. Bir öğretmen homoseksüellik ya da intihar gibi bir olguyu, kendi başına ders konusu olarak işlediğinde soruşturma, hatta belki de işsizlik riskini göze alması gerektiği ise öteki yüzüdür.

İşte, İnthar Notları gibi kitaplar tam da bu noktada ayrı bir önem kazanıyor.  Edebiyatın kendi başına sağaltıcı bir etkisi vardır zaten. Ama aynı zamanda bir kisve işlevi taşıyabilir. Edebiyat kisvesi altında intiharı ya da homoseksüelliği tartışmak… Kulağa kötü geliyor, biliyorum. Aslında edebiyatın araçlaştırılmasına karşıyım. Ama İntihar Notlarım‘ı okuduktan sonra arkadaşlarıyla, öğretmenleriyle, ailesiyle tartışan (ve tartışmaktan alamayacaklar kendilerini) genç insanlar şimdiden gözümde canlanıyor, hatta biraz gayretle kitabı edebiyat dersinde işleyen öğretmenler de hayal edebiliyorum ve bu iyi diyorum kendime. Bu gerçekten iyi…

, , , , , , , ,