Edebi üretim kısırlığı

Edebi üretim kısırlığı

Kerem Görkem
19 Haziran 2014

Şimdi, cesur olup konuşmayı, edebiyatı siyasi eleştirilerden arındırmamayı mı seçeceğiz; yoksa sus pus kalıp, hiçbir olmamış gibi ucuz satırlar mı karalayacağız?

 

İktidarın siyasi yanlışlarının, düşmanlık düzeyinde fikir ayrılıklarının, yüksek katılımlı toplumsal hareketlerin ve bu hareketlere karşı sözümona güvenlik amaçlı müdahale ve kısıtlamaların yoğun yaşandığı yerlerde, sanatın muhtelif kollarındaki muhalif bireyler sanatlarını yapmaya vakit bulamaz, o zihin rahatlığını kendilerinde göremezler. Bütün bu olaylar elbette sanatı etkileyecek, yön verecek, belki değiştirecek, dönüştürecektir; fakat kısa vadede bakıldığında, bir üretim kısırlığına yol açtıkları aşikârdır.

Türkiye de artık o yerlerden biri kuşkusuz. Kabul, hiçbir zaman fevkalade bir gündemimiz olmadı, çoğu zaman müreffeh bireyler değildik, ama hiç bu kadar “rahatsız” olmamıştık. Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne, geçen on yılların beraberinde getirdiği ve bugün bazı kesimler tarafından hâlâ sürdürülen Kemalist düşünce ve eylem kibri, dipsiz ve karanlık bir kuyuya benzeyen derin devlet muallağı, ama en önemlisi, 2002’den bu yana “şuramıza kadar getiren” muhafazakâr iktidar, adını “Gezi” koyduğumuz toplumsal infilağa sebebiyet verdiler. Ahmet İnsel’in “haysiyet ayaklanması” tanımı, Gezi’yi en doğru şekilde özetliyordu.

Şimdi Gezi “görece” geride kaldı –kesinlikle “geçti” değil!– fakat yansımaları hâlâ sürüyor. Azımsanmayacak sayıda kitap basıldı. Takip edebildiğim kadarıyla henüz bir roman olmasa da, röportaj ve hikâye derlemeleri yayımlandı. En son Haziran’da Bir Fidan adıyla Berkin Elvan için bir kitap çıkarıldı. Bu kitaplara, benim de bazı noktalarına katıldığım “Gezi’den ticari gelir sağlamak” adı altında özetlenebilecek bir takım eleştiriler getiriliyor. Örnekle açıklamak gerekirse, Şenol Erdoğan Haziran’da Bir Fidan için twitter hesabında şunları yazdı: “Berkin’in güzeller güzeli ruhunu tacirliğinizin ürünü kitaplarla lekelemeyin, ne diyeceksiniz: ölümsüzleştirmek istedik, mi? O zaten ölümsüz. Hadi bas 1 milyon tane dağıt ücretsiz! 15 liraya satma.” Belki sert bir söylem, ama isabetli de.

Gelgelelim yazının asıl konusu Gezi kitapları yahut onlara getirilen eleştiriler değil. İlk paragrafın sonunda değindiğim “edebi üretim kısırlığı” hakkında bir şeyler söylemek gerekiyor.

Bir süredir, ne vakit iş kurgusunu çıkardığım bir kurmaca metne başlamaya veya çeşitli fikir yazılarını kelimelere dökmeye gelse, kurgu yahut konudan kopup memlekette olan bitenlere değinme gereksinimi duyuyorum. Bu konuda yalnız da sayılmam; uzaktan takip ettiğim ya da hukukumun olduğu birçok kimse de aynı belayla karşı karşıya. (“Bela” doğru kelime olmayabilir, zira yapmaya mecbur kaldığımızın aslında sosyal-toplumsal bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.)

Geçtiğimiz Salı günü Pera Müzesi’nde Notos’un düzenlediği polisiye temalı Ahmet Ümit söyleşisine katıldım. Ümit, başta polisiyenin esasında “bir şeyler söylemeye” elverişli bir konu olduğunu vurgulayarak, son romanı Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’nde, Gezi ayaklanmasının etkileri ve beraberinde getirdiklerinden beslendiğini, yaşananlara kayıtsız kalamayarak romanında yer verdiğini söyledi. Devletçi değil toplumcu, öte yandan vicdanlı bir yazarın yapması gereken de buydu. Bu mecburiyet belki kurgunun gidişatını zedeleyebilir, fakat yazar ve eseri adına bir kazanç, bir zenginliktir.

Aynı söyleşide Semih Gümüş’ün söylediği “Devlet en büyük suç ve hırsızlık örgütüdür,” sözlerine katılıyor, hatta buna paralel diğer bütün cesur söylemlerin de sürekli tekrarlanması gerektiğini düşünüyorum; söyleşilerde, televizyon programlarında, gazetelerde ve hatta edebi metinlerde… Sanatçı ya da “aydın” olarak tanımlanan kimselerin en başta muhalif olması lazım gelir. Gücün ve iktidarın yanında duran, bu sıfatlardan yoksun kalır. Gerçek bir muhalif olabilmek ise cesareti gerektirir.

Şimdi, cesur olup konuşmayı, edebiyatı siyasi eleştirilerden arındırmamayı mı seçeceğiz; yoksa sus pus kalıp, hiçbir olmamış gibi ucuz satırlar mı karalayacağız?

Bu, eli kalem tutan herkesin kendine sorması gereken vicdanı bir soru.

 

, , , , , , , , , , , , ,