Dante: Evden Uzakta, Evin Şavkında

Resim: Domenice di Michelino "Dante Alighieri ve İlahi Komedya Alegorisi”

Dante: Evden Uzakta, Evin Şavkında

KUTLUKHAN KUTLU
Mürekkep Kuşu - 03 Ağustos 2016

“Dante ile Shakespeare dünyayı aralarında paylaşır; bu iki ada eklenebilecek üçüncü bir ad yoktur.”  –T. S. Eliot

Birkaç hafta önce, tam da Shakespeare’in, ölümünün dört yüzüncü senesinde ülkemiz gündemine “Şeyh Pir” namıyla bir sorti yapmasından kısa süre önce, bu köşe şemsiyesi altına “Şaksiper’in Laneti” başlıklı bir yazı yazmıştım. Orada Shakespeare ve Dante konusunda, modern şair T. S. Eliot’ı alıntılamıştım. Şimdi işe yine onu alıntılayarak başlamam yerinde olur, çünkü bu şairlerin hepsi, adına dünya edebiyatı dediğimiz yolculuğun nirengi noktaları olan yaratıcılardır ve başeserleri bu yolculukta hem bir varış hem de bir kalkış noktası olduklarının çok açık ispatıdır.

Tıpkı bu sene ölümünün dördüncü yüzyılı dolayısıyla çok sık anılan Shakespeare gibi, geçen sene doğumunun yedi yüz ellinci senesi sebebiyle anılan Dante’nin de bu topraklarda bahis konusu olması, 19. yüzyılın ikinci yarısını bulmuş. 1884’te, Envâr-ı Zekâ dergisinde Mustafa Reşit, Dante’nin şiir ve şairler için anlamını tarif ederken (muhtemelen Dante’nin mezarının epey bir süre kitabesiz kalmasını açıklamak için ortaya atılmış) bir hikâye nakletmiş. Özetliyorum:

Meşhur İtalyan şairi Dante vefat ettiğinde, tüm şairler toplanıp onun mezar taşına ne yazılsın diye fikirlerini ortaya koyuyor… Fakat bulunan fikirlerden hiçbiri Dante’yi tarif etmeye layık görülmüyor: Dante’yi ancak, “Dante” adının kendisinin tarif edebileceğine ve mezar taşına sadece tek kelime yazılmasına karar veriliyor: Dante!

Efsane olsun olmasın, anca kendiyle tanımlanabilirliğin çok güzel bir örneği bu. Dante’nin ayağını bastığı topraklar şüphesiz ki taze topraklar değildi, zaten onun büyük eseri İlahi Komedya’yı okursanız, bu metnin “öbür dünya” fikrinin içinde olduğu kadar, edebiyat ve fikir tarihinin de içinde yapılmış bir seyahat olduğunu göreceksiniz. Ama Dante bu yolculuğu yaparken modern İtalyanca’yı yaratan dili de kurmuştur –Nasıl ki Shakespeare İngilizce demekse, Dante de İtalyanca demektir.

Zaten yolculuk şeması, hikâye anlatma geleneğimizde bu yönüyle çok verimli bir şema değil mi? Bir taraftan bize, yolculuk dediğimiz sürecin aşinalığından gelen rahatlığı, güvenlik hissini sunar, bir taraftan da tabiatı gereği yenilikler vaat eder. Belki de en popüler hikâye anlatma biçimimiz bu: Bir düşünsenize, kaç tane unutamadığınız kahraman, bir şeyleri başarmak, bir amaca ulaşmak, hatta alttan alta (sembolik anlamda) “büyümek” için yollara koyulurlar?

Homeros’un kahramanı Odisseas, İthaka’dan ayrıldıktan sonra ailesine dönene dek Akdeniz ve Ege’yi tarayan muazzam bir yolculuklar silsilesinden geçer… Yüzüklerin Efendisi’nin Frodo Baggins’i, beraberinde kendi gibi birkaç “hobbit”le birlikte, Shire’daki huzurlu hayatını geride bırakıp Hüküm Dağı’nın heybetli gölgesine doğru uzun ve tehlikeli bir yolculuk yapar… Mançalı yaşlı asilzade Don Quixote, okuduğu kitaplardaki şövalyeliği yeniden canlandırma hayaline kapılıp, yardımcısı Sancho Panza ile birlikte yollara düşer… Lemuel Gulliver gemi kaptanı olarak nice seyahatler yapar, nice tuhaflıkta dünyalarla karşılaşır –Bu arada da yazarına, dönemin Anglosakson dünyasını hicvetmek için harikulade fırsatlar sunar… Moby Dick’in kaptanı Ahab ise saplantısının kuyruğunda gemisini ve tayfasını felakete sürükler.

Aslında bu hikâyelerin hepsinde, coğrafi seyahatlere eşlik eden bir iç yolculuk da vardır. Aynı şekilde Dante’nin İlahi Komedya’da epik şiir biçiminde anlattığı hikâye de, hem coğrafi bir yolculuk hem de son derece teferruatlı bir iç yolculuk içerir. “Coğrafi” yolculuk “öbür dünya”da, Cehennem, Araf ve Cennet’te, iç yolculuk ise Dante’nin kendi hayatının, tecrübelerinin, düşüncelerinin ve inançlarının köklerinde yapılır: Dante’ye öbür dünyada bir diğer büyük şair olan Vergilius (Aeneis’in yazarı) kılavuzluk eder; karşısına “gerçek aşkı” Beatrice çıkar, yolda hayattan, tarihten ve hikâyelerin evreninden aşina olduğu kişiler ve karakterlerle karşılaşır. Mutlu sona doğru (adının “Komedya” olmasının sebebi budur; “komik” olması değil!) giderken bilinen, öğrenilen, hatırlanan, hatta “olunan” her şeyle bir hesaplaşma niteliğindedir bu yolculuk.

Ancak belki daha da ilginci, yazımı da büyük bir yolculuktur bu hikâyenin: Dante Alighieri muazzam şiirini hayatının son döneminde, tam on iki sene zarfında, doğup büyüdüğü Floransa’dan uzakta yazmıştı. Sürgünde. Tam da bu eserle Floransa’da kullanılan lehçeyi İtalya’nın geçerli dili haline getirecekti ama şehrini bir daha göremedi. Gelgelelim, Floransa bir fikir olarak, anı olarak ve her şeyden öte bir ses, bir “dil” olarak her zaman içinde kaldı.

Ne demişti Kavafis?

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
(“Şehir”den, çeviri: Cevat Çapan)

Dante, Floransa’yı hep beraberinde getirdi, dilini baştacı yaptı. Floransa şehri ise sonunda onu sürgüne mahkûm ettiğine pişman oldu. (Fakat ilginçtir, anca 2008’de, Dante’nin ölümünden aşağı yukarı yedi asır sonra kent konseyi onun Floransa’ya dönmesi halinde yakılacağına hükmeden sürgün kararını kaldırdı!)

Sonunda Dante’yi yola mahkûm eden siyasi şartların o gün için yakıcı gerçekleri, tarihte nispeten küçük bir hikâye olarak kaldı; Dante’nin muhayyilesinin ortaya koyduğu yolculuk ise muhteşem parlaklığını ve dahası, ancak fantastik dev aynalarının sunabileceği o tuhaf “hakiki”liğini koruyor. Belki yolculuk anlatıları biraz da bunun için var: “Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?” sorusunun bir cevabının daha olduğunu bize hatırlatmak için: Okuryazarlık da gezginliktir, hem de en hakikisinden!

, , , , , , , ,