Daima Le Carré!

Daima Le Carré!

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 10 Eylül 2016

İngilizce’sini okuduğum, Türkçe’sinin de bende olduğunu sandığım bir kitabı aradım aradım bulamadım. Oysa onu NTV Radyo’daki polisiye programım “Cinayet Masası”nda kullanmayı düşünüyordum (ki, gene de kullanacağım tabii). Aradığım kitap, The Night Manager / Gece Müdürü. Le Carré’yi tanıyor ve seviyorsanız eğer, sadece onun adı bile kitapla ilgilenmenizi sağlayabilir. Üstüne üstlük, The Night Manager eleştirmenlere göre onun en iyi kitaplarından biri.

Bir başka cazibe noktası da, hemen hemen yazdığı her şey beyazperdeye ya da ekrana uyarlanmış olan yazarın 1993’te yayımlanan bu ilk Soğuk Savaş sonrası romanının pek popüler bir mini dizisinin, bu yıl yapılmış olması. Baş karakterimiz, kendini orduda bulmuş, hatta bazen ordunun ‘kurt-çocuk’u olmuş bir öksüz-yetim. Dizide onu tanıdığımızda 2011’deki Arap baharı sırasında Kahire’deki bir otelin gece müdürü. Yazarı kitapta onu, “gecenin gönüllü sürgünü ve gidecek yeri olmayan gemici” diye tanımlıyor (bu küçücük çeviri benim).

The Night Manager’ı kısaca şöyle özetleyebiliriz: Sabık İngiliz asker Jonathan Pine (dizide Tom Hiddleston), istihbarat sorumlusu Angela Burr (Olivia Colman) tarafından istihbarat örgütleriyle yeraltı silah ticareti arasındaki ittifakı ortaya çıkarmakla görevlendirilir. Silah taciri Richard Onslow Roper (Hugh Laurie), sevgilisi Jed (Elizabeth Debicki) ve yardımcısı Corkoran’ın (Tom Hollander) yakın çevresinin bir elemanı olacak, güvenlerini kazanacaktır.

Hugh Laurie’nin “House” olarak ünü malum. The Night Manager’ın kötü adamında da çok iyi bir performans sunduğu söyleniyor. Tom Hiddleston’a gelince, ben kendisini, Thor’a, The War Horse’a ve Midnight in Paris’e rağmen, Jim Jarmusch’un üç yıl önceki mükemmel filmi Only Lovers Left Alive / Sadece Âşıklar Hayatta Kalır’la hatırlıyorum en çok.

Bir de James Bond meselesi var tabii. Ne zaman yeni bir Bond’a aday göstermek gerekse, Hiddleston’ın adı telaffuz edilir. Gerçi bu sefer aday listesinin biraz gerisinde kalmıştı ama The Night Manager’ın ardından öne fırladı. Sanıyorum, o sıralarda Sony’nin, iki Bond filminde daha oynaması için Daniel Craig’e 150 milyon dolar teklif ettiği söylentisi yayılmamıştı.

Dizi beğenildi dedik, ama acaba yazarı ne düşünüyor? Ne de olsa televizyoncular, Pine’ı görevlendiren istihbaratçıyı kadın yapmış, kitabın mekânını ve finalini değiştirmişti. İlk kitabı The Spy Who Came in from the Cold / Soğuktan Gelen Casus’un uyaralamasında (“eski usul bir stüdyo filmi”) ona yazar olarak çok iyi davranıldığını, ama daha ikinci uyarlamada acı gerçekleri kavradığını belirten Le Carré, “Başlangıçta kelime vardı,” diyor. “Yazar onunla yaşar, onunla ölür. Sinemacı için ise, başlangıçta görüntü vardır. Bu yaratıcılar savaşı, ilk film titrek ışıklarla can bulduğundan beri mutlulukla sürer.”

“Çeyrek asır önce hakkında yazdığım bir kitap günümüze uyarlanacak demek? Hem de Pine’ın kuzey Quebec yolculuğu olmaksızın, Orta Amerika olmaksızın? Sevgili Kolombiyalı uyuşturucu tacirlerimin yerini Orta Doğulu savaş ağaları almış. Richard Roper’ın zilyon dolarlık lüks yatı yok, ki çok severdim. Böyle bir yattan dünyayı yönetebilirsin. Ama kiraları inanılmayacak kadar pahalıymış, çekimler için adayı tercih etmişler. Hikâyenin sonu da farklı. Ee, ne kaldı benim kitabımdan geriye?”

Şaşılacak kadar çok şey kalmış. “Umduğumdan çok fazlası”. Mr. Burr’ün Mrs. Burr olmasına bile itirazı yok. Yeni dünya koşullarına daha uygun buluyor. Aksi takdirde, orta yaşın biraz üstünde iki erkekle biraz altında bir erkek arasında geçen, sıkıcı bir hikâye olabileceğini söylüyor. The Night Manager’da mücadele eden iki erkek, ödül olarak Jed / Elizabeth Debicki var. Bir de hikâyenin Iago’su, en iyi repliklerin sahibi Corcoran / Tom Hollander.

Ben anlamam ama herhalde internetten izlenebiliyordur. Ancak, hikâyeyi üstadın yazdığı şekilde okumak isterseniz, şu sıralarda kitabı bulmak mümkün. Hikâyenin orijinalinde Jonathan Pine’la Zürih’teki Hotel Meister Palace’ta tanışırız. Derken, soğuk bir gecede silah ve uyuşturucu kaçakçısı Roper ile maiyeti gelir. Zaten roman esas olarak Pine’ın, Roper’in suç imparatorluğunu çökertmek istemesi üzerine. Roper’le de ilk kez, gene gece müdürü olarak çalıştığı Kahire’deki lüks Kraliçe Nefertiti Oteli’nde tanışmış. Pine’a onun hakkındaki ilk bilgileri de otel sahibi Freddie Hamid’in kısa süre sonra öldürülmüş olarak bulunan Fransız-Arap metresi Sophie sunmuş.

Farkındaysanız, daha Mr. ya da Mrs. Burr ile karşılaşmadık bile. John Le Carré kitapları uzundur. Neyse ki öyle keyifle okunurlar ki, uzunlukları bir sorun olmaz. Öyleyse iyi okumalar! Bir de mini diziden kontrol edeyim diyen olursa, buyursun etsin. Çift dikiş gitmiş olur. Sonra da TV ve sinema uyarlamaları üzerine bir deneme yazar.

 

, , , , , , ,