Borsa Öğrenmiyoruz

Borsa Öğrenmiyoruz

ON8
27 Şubat 2015

Konuğumuz, Boğaziçi Ekonomi Bölümü’nde asistan olarak çalışan, aynı zaman yüksek lisansını yapan Ezgi Sevinç Gültürk. Ezgi’yle ekonomi bölümü ve üniversitede asistanlık yapmak üzerine konuştuk.

 

Boğaziçi Ekonomi Bölümü mezunusun. Yoksa İktisat Bölümü mü demeliydik? Gerçekten, “ekonomi” mi “iktisat” mı? 

Aynıymış gibi kullanılıyorlar. Ben “iktisat”ı kazandım diye geldim, sonra ilk dersine girdiğim hoca, “İktisat değil, ekonomi okuyorsunuz!” dedi. Bizim bölüm “ekonomi”yi kullanıyor, ama ÖSS kitapçığında -o zaman adı ÖSS’ydi şu üniversiteye giriş sınavının- “iktisat” yazıyordu. Bir yıl daha inat ettim “iktisat” diyeceğim diye, sonra bölümün kültürüne uydum gitti. Esasında bizim okuduğumuz sosyal bilimin İngilizce adı “economics”, Türkçe’ye de “iktisat” olarak çevrilmesi bence daha doğru. “Economics” i de “economy” yi de Türkçe’ye “ekonomi” diye çevirince başlamış karışıklık.

İnadı sürdürelim o zaman biz de: “İktisat”ı niçin seçmiştin?

İtiraf ediyorum, pek de bilinçli bir kararkla seçmedim bu bölümü. Kocaeli Oruç Reis Anadolu Lisesi’nden mezunum. Öyle tanınmış bir lise değil, yurdumun Anadolu liselerinden biri. O zamanlar bölümden ziyade hangi üniversiteyi kazanacağımızla ilgiliydik, hem hocalar hem de öğrenciler olarak. Yani ekonomi bölümleri nedir, nasıldır, pek bir fikrim olmadan gelip başladım üniversiteye. Okulda da bu konuda bir yönlendirme olmadı. Emin olduğum şey, matematiği sevdiğimdi ve bu bölümde kullanabileceğimi biliyordum. Onun ciddi etkisi oldu bu bölümü seçmemde. Herkesin bu şekilde tercih yapmadığını, umuyorum! Ailem ve çevrem de bölümden pek bir şey anlamamışlardı -ben de anlamamıştım ki, anlatayım onlara. Yani şu bilindik, “Ee, yani ne olunuyor mezun olunca?” sorularıyla karşılaştım. Bu sorulara, “Meselaa… bankalarda çalışabilirsiniz,” veya “Hani Kemal Derviş vardı ya, ekonomiyi düzeltmeye gelmişti, biz de onun gibi ekonomiyle ilgilenen insanlar olacağız,” gibi cevaplar veriyordum. Alman dili ve edebiyatı okuyana da, “Canım bi’ kursa gitsen olmaz mıydı?” diye sorabilen “pratiklik” odaklı bir kültürümüz var, n’apalım.

Anlaşılmazlarla başladın, ama mezuniyeti geride bıraktın bile. Okuduğun bölümden zevk aldın mı peki? 

İlk yıllarda pek derslere odaklanan bir öğrenci değildim. Bir itiraf daha: Bölümden değil de, okuldan zevk aldım daha çok. Özellikle iktisatta neden bir sürü model oluşturup onları kendimizce çözmeye çalıştığımızı bir türlü anlamıyordum. Son yıllarda daha ilgiliydim elbette, böyle böyle yüksek lisans yapıp biraz daha ötesini görmeye karar verdim.

Asistanlık da böyle mi başladı?

Aslında yüksek lisans bile yoktu aklımda, özellikle ilk yıllarda. Stajlarımı bile başka alanlarda yaptım mesela. Son yıllarda bölüme ve derslere olan ilgimin artmasıyla yüksek lisansa yöneldim. Asistanlık da onun yanında, hem derslerimi götürüp hem de çalışabileceğim uygun bir seçenekti.

Peki bizler “asistanlık” deyince daha çok neyi anlamalıyız? Daha çok araştırma yapan, akademik çalışan biri midir asistan, yoksa ofis işleri mi ağırlıklıdır?

Asistanlığı junior akademisyen olarak tanımlayabiliriz bence. Akademisyen olmak isteyenler, iş sahibi mezunlar kadar, finansal desteğe ihtiyaç duyan benim gibi yüksek lisans öğrencileri için de ideal bir meslek. Aslında bölümlere, üniversitelere göre değişiklik gösterir asistanların çalışma biçimleri ve hangi işlere zaman ayırdıkları. Benim gibi, akademik bir programa, yüksek lisans ya da doktoraya paralel olarak asistanlık görevini sürdürenlerin “bilimsel araştırma”dan kopması zaten mümkün olmuyor; sonuçta sorumlu olduğumuz dersler, çalışmalar sürüyor. Deneyimim ışığında bir oranlama yaparsam, elli elli diyebilirim. İş süremin yarısı yüksek lisansımla, kalanı da derslerin asistanlığıyla doluyor. Ofis işleri diyebileceğimiz diğer işler de, öğrencilere ofis saatlerinde yardımcı olmak, dersler için ek soru çözmek veya tekrar yapmak için ayrılmış problem session derslerini verip, sınavları organize etmek. En azından Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde bunları yapıyoruz. Ah, asistanlığın olmazsa olmazı “gözetmenlik” işini de unutmamak lazım tabi. Elbette, bunlar dışında bölümü ilgilendiren seminerlere katılmak, organizasyonlarında çalışmak, bürokratik işleri yerine getirmek gibi konular da var. Geriye sınav, anket, test, quiz değerlendirmeleri kalıyor. Ama şunu belirtmeliyim, bu işler kendi aldığımız dersleri engellemeyecek şekilde ayarlanıyor. Bu ayarlama biçimi ve yoğunluklar üniversiteye, bölüme göre değişiyor elbette.

Nereden baksan yoğun denebilecek bir program…

Eh, hem asistanlığın saydığım işleri hem de yüksek lisans birleşince, yoğunluk kaçınılmaz oluyor. Kendi derslerin yannda başka derslerin asistanlığını da yürütüyorsun çünkü. Yine de akademisyen olmak isteyen bir öğrenci için, bence en güzel çalışma şeklidir üniversitede asistanlık. Çünkü yüksek lisansın yanında asistanlık yapmak, akademik hayatla gerçek anlamda iç içe olmayı getiriyor.

Ya öğretmenlik kısmı?

Akademisyenlik öğretmenliği nasıl içeriyorsa, asistanlık da belli bir dereceye kadar içeriyor. Bana göre işin en zevkli kısmı da o. Şu aşamada, derslere girdiğim kadar ders anlatmam gerekmiyor. İşimiz zaten doğrudan derslere girip konu anlatmaktan çok, asıl derslere yardımcı olacak ek dersleri hazırlamak. Ama, tekrar belirtmek isterim, bu, üniversiteye ve bölüme göre değişebilir.

Keyifli mi peki? Kendi açından bir devamlılık görüyor musun?

Ben seviyorum. Öğrenmek, öğretmek ve araştırmanın iç içe olduğu bir iş. Sevmeyen de az bulunur diye düşünüyorum. Ancak, ne yazık ki şu anki asistanlığıma temmuzda veda edeceğim. Çünkü benimki yüksek lisansıma paralel, iki yıllık bir asistanlık. Sonrasında akademisyenliğe devam edecek miyim, yani doktora yapacak mıyım, henüz belli değil.

Sonrası, şu an için soru işareti demek…

Çok seçenek var. Sayamayacağım kadar. Çünkü bizler iktisat bölümlerinde iş hayatına yönelik bilgiler edinmiyoruz. İçinde olduğumuz sistem, işin işte öğrenildiği bir sistem. Evet, iktisat alanının nispeten yakından ilişki kurabildiği finans sektörü, bizim için çalışılması en muhtemel alan gibi görünüyor. Yine de yalnızca finans sektöründe değil, birçok başka departmanda çalışan arkadaşım var. Her şirkette bir ekonomi mezunu bulunur bence. Kesinkes bulunur. Çok mesleki seçenek sunan bölümlerden biridir bizimki.

Sormasak olmaz: Borsayla ne kadar ilgilisin? 

Pek ilgili sayılmam. Mesela hayatımda hiç hisse senedi almadım. Zaten başka da nasıl bir ilişki kurulur şu borsayla, inan bilmiyorum. Çok çalışkan, iktisat mezunu bir arkadaşımın da dediği gibi, “İktisat okudum, ama borsayı bilmiyorum.”

, , , , , , , , , ,