Bizi Shire’a kim taşıyacak?

Bizi Shire’a kim taşıyacak?

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 03 Eylül 2016

Dün Profesör John Ronald Reuel Tolkien’in ölüm yıldönümüydü. İnsanları ölüm yıldönümlerinde anmayı pek sevmem ama, Profesör’ün kendisi, “Sona ermek mi?” diyor. “Hayır, yolculuk burada sona ermiyor. Ölüm sadece bir başka yol, hepimizin geçmesi gereken bir yol. Bu dünyanın gri yağmur perdesi geri çekilir ve hepsi gümüş cama dönüşür, sonra görürsün. Onu.”

J.R.R. Tolkien 2 Eylül, 1973’te bu dünyayı terk etti. Seksen bir yaşındaydı. Dil üzerinde en çok çalışmış kişilerden biriydi. Gerçi Anglo Sakson ve İngiliz Dili ve Edebiyatı alanında profesördü; Eski ve Orta İngilizce uzmanıydı, ama esas olarak dil yaratmasıyla tanınmıştı. Annesinin dizi dibinde Latince, sonra da Yunanca öğrenmişti, o dönemde sanat eğitiminin olmazsa olmazları. Dil yeteneğini de belli etmişti. Modern ve kadim dillerde, daha sonra da Fince’de ustaydı. Bu arada eğlenmek için kendi dillerini yaratmaya başlamıştı. Elflerle gnom’lar (Yunanca genomos–“toprakta yaşayan”dan) ve dilleri Qenya ve Goldogrin, örneğin. Kendi icadı olan Elf dillerini de iyice rafine etti. “Diller icat etmeye başladım, ama çok geçmeden bu dillerin bir kültür içinde var olmaları gerektiğini fark ettim. Onları konuşacak insanlara ihtiyacım vardı.”

Profesör Tolkien’den söz ettiğim zaman, hep bu dil işine takılıp kalırım nedense. Oysa şu anda bile, “fantezinin babası” Orta Dünya’yı icat etmese ne yapacağımızı, nasıl yaşayacağımızı bilemiyorum. Neyse ki, üstadın da bizden pek farkı yoktu. Orta Dünya bizim nasıl kıymetlimizse, onun da gözbebeğiydi. Peter Jackson’ın, üç “Lord of the Rings / Yüzüklerin Efendisi” filminden sonra Hobbit‘e de el atacağını öğrenince, tuhaf bir heyecan duymuştuk. Gerçi artık Jackson’ın bu dünyaya yabancı olmadığını biliyorduk. Çünkü bütün şüphelerimize, itiraz ve eleştirilerimize rağmen Lord of the Rings’in üç kitabının altından alnının akıyla çıkmış, onları çok beğenilen, iş yapan filmler haline getirmişti.

Oysa “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesini sinemaya aktaracak kişinin Peter Jackson olduğunu duyduğumuzda “yapar/yapamaz” ekipleri olarak ikiye ayrılmıştık. Ama ilk “Yüzüklerin Efendisi” filmi The Fellowship of the Ring / Yüzük Kardeşliği’ni (2001) izlemeye giden “yapamaz”cılar bile, filmin başındaki Hobbiton/Shire bölümüyle cepheden bir darbe yemiş ve teslim olmuştur herhalde. Masal diyarı Shire, Tolkien’in de rüyasıydı: Çıkın Çıkmazı, yaşlı Bilbo Baggins ve genç Frodo, büyücü Gandalf, Samwise Gamgee ile diğerleri… Sonra bu emsalsiz rüya da sona erdi tabii. Hem kitaplarda, hem Tolkien’in hayatında…

J.R.R., Hobbit’ten on yedi yıl sonra yayımlamaya başladığı Yüzüklerin Efendisi‘yle benzersiz bir efsanenin de yaratıcısı oldu. Yüzüklerin Efendisi‘nin anlattığı hikâye, mekândan mekâna sıçrar, sayısız karakteri ve ayrıntıları sayesinde son derece inandırıcılık kazanan bir hayal dünyası vardır. Daha da önemlisi, aralarında köprü kurulmuş mitolojisi ve icat edilmiş dilleriyle, bir dilbilim şaheseridir.

3 Ocak 1892’de doğan Tolkien, babası öldüğünde üç, annesi öldüğünde on iki yaşındaydı. Birmingham kırlarında, mutlu bir çocukluk geçirdi. Kırlık bölgeye sevgisi, yazdıklarında da çizdiklerinde de açıkça görülür. Tolkien klasik dillerle ilgilendi, derken Anglosakson ve orta İngilizce’yi keşfetti. Oxford’a İngiliz Dili ve Edebiyatı okumaya gitti, savaşa gönderilince okulda tanıştığı, hayatının aşkı Edith Bratt’la evlendi. Üç arkadaşını kaybettiği savaştan sonra New English Dictionary’de çalışmaya başladı, bir yandan da The Lost Tales / Kayıp Hikâyeler‘i yazıyordu, bunlar daha sonra Silmarillion’a dönüştü. Leeds Üniversitesi’ne okutman olarak girdi, 1925’te ise Oxford’da Anglosakson dilleri profesörüydü.

Hobbit, 1937’de yayımlandı. Popülerliğiyle onu şaşırtan Yüzüklerin Efendisi‘nin tamamlanıp basılması ise 1954’ü buldu. Tolkien emekliye ayrıldıktan sonra Oxford kentine yerleşti, 1973’te öldüğünde, oğlu Christopher’ın editörlüğünü üstlendiği Silmarillion‘u geride bırakmıştı. Üslubundan hoşlanmayanlara hayret etmese de, Yüzüklerin Efendisi’nin yüzyılın kitabı seçildiğini duysa büsbütün şaşardı herhalde.

J.R.R Tolkien operaya gitmekten pek hazzetmezdi, ama Wagner’in “Nibelugn Yüzüğü” çevriminin metnini gençliğinde adamakıllı incelemişti. Zaten Yüzüklerin Efendisi‘nin ilk esin kaynağı da Wagner’in müzik/dramaları oldu. Tolkien’in yüzüğü de, Wagner’in yüzüğü de suda kaybolur. İkisini de pespaye birer yaratık bulup alır. Bu yüzüklerin gücü, daha üst düzey yaratık ve varlıklar arasında yankılar uyandırır. Öte yandan, mazbut, temkinli, biraz tutucu Tolkien’in Naziler’e zerre kadar sempatisi yoktu. Kimi yorumcu, onun itirazlarına aldırmadan, Sauron’u Hitler’e benzetmiştir.

Derken, Hobbitler ortaya çıktı: onun çocukluğunun kırlarını hatırlatan Shire’da yaşayan neşeli ama dayanıklı Buçukluklar/Halflings. “Bütün mitlerin Gal, İskoç, İrlanda, Fransız ya da Alman miti olması beni üzüyordu. Bir İngiliz efsanesi yaratayım dedim.” Dedik ya, Shire bizim nasıl kıymetlimizse, yazarın da gözbebeğiydi. Tıpkı sevgili Sarehole’u gibi yemyeşil, bereketli ve huzur içinde bir yer. Tolkien, çocukluğunun Sarehole’una hayalhanesinde sık sık dönmüştür. Köy yakınındaki bataklık, değirmen, değirmencinin onları kovalayan oğlu (Beyaz Org) da Hobbit’te ve Yüzüklerin Efendisi’nde yer almıştır. Kralın Dönüşü’nün sonunda Saruman’ın ihanetinin ceremesini çekerek harap olan Shire ise, Tolkien için hem savaşın hem de sanayileşmenin yok ettiği eski yeşil İngiliz cennetlerini temsil eder.

1930’ların sonundan 1950’lerin ortasına kadar üzerinde çalıştığı Yüzüklerin Efendisi, tek kitap olsa da, zaman zaman üç cilt halinde yayımlanıyor. Metis’ten çıkan Türkçesi de üç cilt. Çeviri, filmin altyazılarını da çeviren Çiğdem Erkal İpek’in imzasını taşıyor. Kitabın editörü ve şiir/şarkıların çevirmeniyse, Bülent Somay. Keşke Hobbit’i de onlar yapsaymış. Somay, kitabın başındaki “Yayıncının Notu”nda, Orta Dünya halklarının farklı lehçelerine de değiniyor: “Örneğin Elfler oldukça resmi ve ağdalı, büyük ölçüde ‘Shakespeare Dönemi’ İngilizcesi ile konuşurken, Rohirrimler daha da eski bir İngilizce’ye sahipler. Türkçe’de Elf lehçesini daha ziyade ‘Lisan-ı Osmani’ ile karşılarken, göçebe, at sırtında yaşayan Rohirrimler’in lehçesini daha bir ‘Orta Asya’ Türkçesi ile karşılamayı seçtik.”

İyi ama, bundan sonra bizi Shire’ın o masal dünyasına kim taşıyacak?

, , , , , , ,
Share
Share