Bir doğum günü daha!

Görsel: Haluk Kalafat, Müren Beykan

Bir doğum günü daha!

SEVİN OKYAY
Zamanlı Zamansız - 12 Ağustos 2017

Kızıl Kolluk-Zagor macerasından önce, üç kutlama yazısı yazmışım. Sonuncusu, bir Kemal Sunal kutlaması. Öncekiler de iki öykücünün, ON8’in yazarı Ahmet Büke’nin ve Günışığı Kitaplığı’nın yazarı Necati Tosuner’in doğum günü kutlama yazıları. Ahmet’le zaten, ON8 ve Cumartesi Çaycıları sayesinde tanışmıştım. Necati, ta 70’li yıllardan arkadaşımdır. Buna rağmen, en çok Ahmet’i, Ahmet’in hikâyelerini yazmışım. İçlerinden de, en çok “Bir Arada Olmaz”ı severim.

Madem öyle, Zamanlı Zamansız yazan bir ON8 yazarının da, köşesindeki üçüncü yılını doldurmasını kutlamanın zamanı gelmiştir diye düşündüm. Bundan, üç yılı aşkın süre önce bu köşeye ilk yazımı yazmışım: “Nasıl Geçilir, Nasıl?”Janne Teller’in imzasını taşıyan ON8 romanı Ağaçtaki‘nde, 68’de takılıp kalmış bir hippinin oğlu olan Pierre Anthon, bir gün sınıfta çantasını toplayıp, hiçbir şeyin önemi olmadığını söyleyerek okulu terk ediyor. Gidiş o gidiş. Hemen ardından da, üzerinde çok durduğum bir öğütle başlamışım yazıya: “Büyüme! Bu bir tuzak!”

Biraz endişeliydim, tabii. Yaş grubu açısından. Gerçi yaptığım ciddi çevirilere rağmen, içlerinde en fazla ilgi çekeni, Kutlukhan Kutlu ile birlikte çevirdiğimiz “Harry Potter” dizisi olmuştu. Kendi yaptığım kitaplardan en çok satanı da, Sevin diye bir küçük kızın maceralarını anlatan ve beş altı kez basılan İlk Romanım. Ama 18 farklı bir yaş, elbette. İnsan, ne tür bir kabul göreceğim, birbirimizi anlayacak mıyız, sevecek miyiz diye endişe ediyor.

Sizi bilmem, ama ben kısa süre sonra kendimi evimde hissetmeye başladım. Bunda, her hafta bana olası konular öneren editörüm Halil (Türkden) ile, Cumartesi Çaycıları geleneğinin kurucularından -aslında bloğumuzun da kurucusu- Müren’in (Beykan) de büyük payları oldu. Sayelerinde, ‘evim’e çabucak ısındım. Buna karşılık ben de, sevdiğim şeyleri (John BergerFedal finaliHolden ve Seymour, Daima Red Snapper), başta festivaller ve fuarlar olmak üzere, yazmam gerektiğini düşündüğüm şeyleri yazarak köşemi ısıtmışım. Ama şimdi bakıyorum ki, köşenin gerçek kahramanları, şu ya da bu şekilde kitaplar: kendileri, yani kitap yazıları, zaman zaman çeviri konusu, yazarlar, kitap fuarı ve sahaf festivali yazıları… (Kara Hafta’yı da ekleyebiliriz) …

Cidden iftihar ettim. 16 yaş civarındayken, beni maymun iştahlı olmakla suçlayan anneme, “Ama kitap okumaktan sıkılmıyorum,” demiştim. Elhak doğruymuş. Onları yazmaktan da (yani, onlar hakkında yazılar yazmaktan da) sıkılmıyormuşum, ne iyi! Hazır yeri gelmişken hatırlatayım: Yazılarımdan birine konu olan dört kitaplık “Yürüyen Kentler” dörtlemesi yakında film olacak. Edebiyat uyarlamalarına pek bayılmayan biri olduğum halde, Philip Reeve’in kitaplarının şanslı olduklarını düşünüyorum. Çünkü onları sinemaya mal edecek kişi, “Hobbit” ve “Yüzüklerin Efendisi”nin yaratıcısı Peter Jackson. ON8’den çıkan bir başka bilimkurgu dizi de, “100Dünya” üçlemesiydi. Bana bilimkurguda da gelişmeler ve yenilikler olduğunu gösteren, her ikisi de harikulade birer fikir üzerine inşa edilmiş iki dizi…

“Kitapları yazdık, bıkmadım,” diyorum ya, aslında kitap, öyle olduğu yerde durmuyor. Doğan Kardeş’ten çıkan Kon Tiki, birden Thor Heyerdahl belgeseli oluyor. Oradan da, efsanevi seyahatlerin, aslında birer efsaneden ibaret olmayabileceğini kanıtlamaya girişmiş Tim Severin’in yolculuklarına dönüşüyor ki, birine Milliyet Gazetesi adına, sahil boyundan giderek, ben de katılmıştım. Niye tekneden değil? Tim tekneye kadın almıyordu. Gene de mürettebattan Cormac McCarthy, İasson Yolculuğu’nun Türkiye’deki son noktası Artvin’de beni kucakladığı gibi tekneye atmış, içeriden kıyıyı görmemi sağlamıştı.

Edebiyat var derken, müziği, resmi, sinemayı, sevilen insanları ve “kurum”ları (“Arkadaşlık Günü Geldi Çattı” ile “Aile mi Dedin?” beni şaşırttı, ne kadar dokunaklıymışlar; ama biraz da komik.) ihmal edemeyiz elbette: İstanbul Film Festivali, İF, FilmEkimi, müzik ve tiyatro festivallerine ilaveten, edebiyat uyarlaması filmler, sinemacılar, düpedüz filmler de köşenin sevdiği bir konu olmuş. Ne de olsa, aslen sinema yazarı olarak tanınıyoruz. Meslek örgütümüz SİYAD’ın Onursal Üye’siyiz.

Kim bilir, neler atladım ama, gözden geçirdiğim haliyle bu üç yıldan, ben şahsen hoşnut kaldım. Siz de hoş karşıladıysanız, yola devam!

, , , , , ,