Bilgisayar Mühendisleri Ne Yapar?

Bilgisayar Mühendisleri Ne Yapar?

Burak Turhan
10 Ocak 2013

“Bilgisayar Mühendisleri Ne Yapar?” En nefret ettiğim, cevaplamaktan en çok korktuğum soru en sevdiğim insandan gelince, içimden yükselen Behzat Ç. tepkisini bu seferlik bastırıp bir şeyler karalamaya karar verdim. Kelimenin tam anlamıyla “karaladığım” yazıya şöyle başlayayım: “Bilgisayar mühendisliği her şeyden önce bir kavramlar karmaşası ve bir kimlik bunalımıdır”.

Türkiye’deki çoğu üniversitede bilgisayar mühendisliği (computer engineering) adı altında alacağınız eğitim, aslında bilgisayar bilimleri (computer science) eğitimidir. Bu yanıltıcı isim tercihinin altında yatan, kuvvetle ihtimal pazarlamayla ilgili asıl sebebi anlayamamakla birlikte, toplumumuzdaki “ne doktorlar mühendisler…” zihniyetinin de bunda payı olduğu aşikâr diye düşünüyorum. Ortada mühendis sıfatıyla dolaşma fırsatı varken, neden bilim adamı olarak tanıtalım kendimizi, değil mi?

Mühendis sıfatlı bir bilim adamı olduğunuz gerçeğini bir şekilde içselleştirdiniz diyelim. Aldığınız eğitimi tam anlamıyla kullanabileceğiniz mesleki alternatifleriniz neler sizce? İster kendiniz bakıp araştırın, isterseniz benim harmanladığım bir iş ilanıyla idare ediverin: “…falanca üniversitelerin bilgisayar mühendisliğinden mezun, takım çalışması vs. bir sürü laf salatasına yatkın, kulağa çok havalı gelen birtakım anlık popüler teknolojilere hakim vs. ekip arkadaşları arıyoruz…” Özetle kod yazacak eleman aranıyor; yani işverenlerin algısı da, bilgisayar mühendisleri aslında programcıdır, bizim için kod yazsınlar tadında. Programcı vs. yazılım mühendisi vs. bilgisayar mühendisi meselesine hiç girmeyeceğim, hem işleri iyice karıştırır, hem de çok ağır konuşurum… Her şeye rağmen bu tarz bir ilana başvurup çalışmaya başlarsanız, sabah dokuz akşam altı yerine, sabah dokuz sabah altı mesailerine kendinizi hazırlasanız iyi edersiniz. Kazandığınızı harcayabileceğiniz bir sosyal hayatınız olmayacağı için güzel para da biriktirebilirsiniz.

Yine de her şey dönüp dolaşıp kendinizi nasıl yetiştirdiğinize, kendinize nasıl imkanlar yarattığınıza bakar. Eğer üniversite ortamını liseyle eş tutup, sadece verileni alacağınız bir lisans eğitimiyle sınırlı kalacaksanız, yukardakinden başka bir seçeneğiniz yok gibi. Diğer durumda ise, edindiğiniz altyapıyı yüksek lisansla biraz daha geliştirmek ve kullanabileceğiniz alternatif sektörlerde çalışmak bir seçenek. Bunlar arasında benim favorim(!) işletme yüksek lisansı yapıp bir yerlerde yönetici olmak. Asıl bu şekilde voliyi vurmanız mümkün. Tercih elbette sizin, ama bana hiçbir zaman ne diye bilgisayar “mühendisliği” okuduğunuzu açıklayamazsınız (elbette açıklamak zorunda da değilsiniz). Haklarını yemek olmaz, bu yolu seçip kendini gerçekten geliştirerek yurtdışına açılan birçok tanıdığım da var.

Bir diğer alternatif ise beyninizi kiralamak yerine doktorayla akademik hayata devam etmek ve sonrasında bir bilim adamı olarak kendi istediğiniz konularla uğraşmak (kendi tercihimi çok belli ettim sanırım). Bu durumda da, idealistliğinizden dolayı toplumdan beklediğiniz saygı yerine, askerden kaçma ve günde 20 saat çalışmayı götünüz yemediği için kebap devlet memurluğunu tercih ettiğiniz ekseninde dönen aşağılamalara hazır olun. Yine de güzel günler yakın, eğer gerçekten kendinizi bu yola adadıysanız, mezuniyetten sonra, artık “tembel” devlet memuru ya da özel üniversitelerden birinde her an kapının önüne sebepsiz yere konulabilecek bir asistan olmak yerine, rahat bir şekilde dünyaya açılabilirsiniz. Artık Türkiye ile sınırlı değilsiniz ve eğer milliyetçilik damarınız çok kabarık değilse, ülkemizin (akademik olarak da) pek de matah bir yer olmadığını anlayacaksınız zaten.

Pardon, söylemeyi unuttum, ben Finlandiya’da bir üniversitede öğretim görevlisiyim, buraya yerleşmeden önce de Kanada’da “bilim adamı” olarak bir araştırma projesinde çalıştım (en sevdiğim ikinci soru: “Araştırma mı? Ne araştırıyorsun yani sen şimdi tam olarak?”… Behzat Ç.!). Ne iş yaptığım sorulduğundaysa, çalışmadığımı söylemeyi tercih ediyorum aslında bu aralar. Çünkü yaptığım “işi” çalışmak olarak değil, yaşam döngümün standart bir parçası olarak görüyorum. Sizin anlayacağınız hem 24 saat çalışıyorum hem de hiç çalışmıyorum. Nasıl para kazandığımı sorduklarında ise, dünyanın en güzel yerlerini konferanslar ve projeler vesilesiyle gezip dolaşmak ve akıllı insanlarla tanışıp konuşmak için bana maaş verdiklerini söylüyorum.

Hiç objektif bir yazı olmadığının farkındayım, öyle bir niyetim de yoktu zaten. Siz en iyisi işin içindeki başka insanlarla da konuşun, ama en önemlisi ne istediğinizi bilin. Sırf puanı yüksek ve popüler diye, bilgisayar mühendisliği dahil hiçbir bölümü tercih etmeyin. Burada son vermem lazım, çünkü bir proje için iki haftalığına Toronto’ya gitmem gerekiyor bu akşam, valiz hazırlamak falan lazım, bilirsiniz işte. Bu arada unutmadan hemen ekleyeyim: Doktorlar nasıl sülalelerindeki herkesin tansiyonunu ölçüp dertlerini dinlerse ve elektronik mühendisleri nasıl her gittikleri evdeki bozuk prizleri tamir etme misyonuna sahipse, bilgisayar mühendisleri de tanıdıkları herkese hangi bilgisayarı almaları ve hangi programları kullanmaları gerektiği konusunda danışmanlık ve gerektiğinde teknik servis verme yükümlülüğüne sahiptir. Haberiniz olsun, tercih sizin.