Beni Kategorize Etme!

Beni Kategorize Etme!

Tankut Yıldız
25 Ocak 2013

“İnsanlar ikiye ayrılır: …” geyiklerini bilirsiniz hepiniz. Pek çok farklı açıdan bakılır meseleye; bir yemeği yiyenler ve yemeyenler, bir meslek mensubu olanlar ve olmayanlar, bir takımın taraftarları ve diğerleri… Peki okurlar kaça ayrılır?

Kabul edelim, insanları kategorize etmeye bayılıyoruz. Sosyal ve toplumsal açıdan kişileri yaftalamak zaten başlı başına bir sorun teşkil ediyor memlekette. Sayıları bir avuç diyebileceğimiz okurların neyi eksik peki? Onları kategorize etme görevini de ben üstleniyorum efendim, hiç değilse içimizden biri olsun diyerek. Maksat azıcık gülmek, eğlenmek; çıkmaz ama olur da işbu yazının altında başka manalar arayan çıkarsa diye belirtmiş olayım. Fona Ortaçgil’den başlığa ilham veren şu şarkıyı alıp, böyle buyurun lütfen:

Tatilde okuyanlar

Tatilde okuyanlar, adları üstünde, sadece tatilde okurlar. En iyi şartlar altında, yıllık izinleri en fazla bir ay olan beyaz yaka güruhunun mensubu kişilerden oluşuyor bu grup. En çok havuz kenarında şezlongda, deniz kenarında havlu üzerinde veya kayak merkezi kafeteryasının şömine önünde rastlarsınız tatilde okuyanlara. Hatta sırf bu tayfa için “tatil kitabı” diye de, çokluk, ticari bir mefhum bile ortaya çıkmış durumda.

Ben en çok, okudukları kitapların fiziksel olarak maruz kaldıkları şiddete üzülüyorum bu grubun: Havuz kenarı midye-bira keyfinden nasibini alan kapaklar, havuz/deniz suyuyla epriyen sayfalar, bavulda yaptıkları sıkış tıkış yolculuk neticesi oluşan deformasyonlar… Bir kitabın tatilde okuyana ait olup olmadığını anlamanın en kolay yolu bu hasarların tespitinde yatmaktadır.

Yolda okuyanlar

Teknoloji geliştikçe nesli tükenmeye yüz tutan bir grup yolda okuyanlar. Şehirlerarası otobüslerde televizyonlar, uçaklarda internet bağlantısı, şehir içi yolculuklarda müzik cihazları derken yolda kitap okuyan birilerine rastlamak oldukça zor bir hal aldı. Hele artık son bir-iki yıldır herkesin elinde bir akıllı-telefon, bippidi bippidi internette cirit atmalar, mesajlaşmalar aldı başını gidiyor. Kitap okuyan birini ara ki bulasın!

Bu nadir türün en büyük problemini ise genellikle dış etmenler oluşturuyor: Sohbet etmeye can atan yan koltuk teyzeleri, yüksek sesle konuşmazsa ölecek hastalığından muzdarip okul çocukları, yolcu kavgaları ve yine yeni icatlardan, cümleleri çok dandik bir filmin bir o kadar dandik dublajından fırlamışçasına vurgulayan otobüs kadını sesi (?) “Lüt. fen. ar. Ka. kısımlara. doğru. iler. leyelim.”

Yatmadan evvel okuyanlar

“Başucu kitabı” meselesini yanlış anlayanlar teşkil ediyor bu grubun üyelerini. Sadece yatmadan evvel okunmak üzere seçtikleri kitabı, yine sadece yatmadan evvel okuyorlar. Çoğu zaman da uyku ağır basıyor tabi; yarım kalan kitaplar, bitmek bilmeyen cümlelerle bezeli bir okuma deneyimi yaşıyorlar.

Bu grubun en belirgin özelliği, “biraz okuyup uyuyacağım” cümlesinde ortaya çıkar. Söylediklerini eyleme dökme konusunda oldukça idealist olan bu kişiler, sahiden de “biraz” okuyup uyurlar. İstekli ya da isteksiz bir şekilde daha fazla okumaya takatleri kalmadan uyuyakalır, kitabı da hiç ederler.

Tek tür okuyanlar

En göz önünde olanları “sadece polisiye okuyanlar” ve “sadece fantastik/bilim-kurgu okuyanlar” olmak üzere alt kategorilere ayrılan bir tür. Tek tür edebiyatı adeta saplantı edinip, o türün neredeyse bütün külliyatını okurlar. Hatta kitapların arasında kendilerince bir sıralama dahi oluşturup, “en iyi 10 polisiye” “geleceği en iyi tahmin eden 17 bilim-kurgu kitabı” gibi listelerin de müdavimleri olurlar.

Bir de bu grubun tam tersi, “o türü katiyen okumam, elimi sürmem, arka kapağına bile bakmam!”cılar vardır ki, temennim tez vakitte hiç okumadıkları o türün, en kötü örneklerini okumak zorunda kalsınlar. İyisini dahi okumaya tenezzül etmedikleri için müstahaklar böyle bir cezaya.

Çok-satan (best seller) okuyanlar

İlk bakışta, tek tür okuyanların alt kategorisi gibi dursa da, “çok-satan” diye bir edebiyat türü olmadığından mütevellit, bağımsız bir grubu teşkil ediyor çok-satan okuyanlar. Kitaplıkları, kitap dükkanlarının çok-satanlar raflarının bir almanağını andıran bu grup, en çok sosyal ortamlarda belli eder kendilerini: “Yalnız o değil de, Elif Şafak’ın son kitabını okudum. İnanılmaz. Tasavvufa zaten meraklıyımdır oldum olası, artık daha çok eğileceğim bu konu üzerine, belki çile çekmeye Nepal’e gideriz bu yaz, hahahayt!”

Evlerden ırak.

Kitap kurtları

Kızım olsa evlendireceğim insanlar bu grupta yer alıyorlar. Kitap okumayı, formlardaki “hobileriniz” kısmını doldurmaya yarayan bir eylem olarak görmeyen (müzik dinlemek, kitap okumak, kırlarda yürüyüşe çıkmak…), neden okuduğu üzerine kafa yoran ve okumanın nasıl da zevkli bir iş olduğunu fark eden bu güruh, mekan-zaman ya da kitap (elbette makul ölçülerde bir seçicilik mevcuttur) ayırt etmeksizin okur, okur, okur.

Ben yazar olsam, hitap etmek isteyeceğim okur tipi de bu olurdu sanıyorum ki. Düşündüğü için okuyan, okuduğu için düşünen bu okur tipi, gözlerimizin nuru, başlarımızın tacıdır. Koruyup, kollanmalıdır.

Hangi gruba dahil olursa olsun, okuyan insan candır, canandır. Ülkemizin okuma oranı –kesinlikle istatistiki bir bilgi mevcut olmasa da, gözlemleyerek anlayabileceğiniz üzere- yerlerde sürünürken; okuyan nesiller yetiştirmek için harekete geçmek, edebiyatı (ve hatta sanatı) boş/korkutucu/gereksiz/yersiz/ahlaksız vb. olduğu yönündeki önyargılardan kurtarmak gibi ziyadesiyle önemli konular mevcut. Dolayısıyla her okurun başımız üstünde yeri vardır diyerek, sosyal mesajımızı da vermiş olmanın rahatlığıyla, huzurunuzdan ayrılıyorum efendim.

 

Görsel: Bookshelf Porn

, ,