Aşk bir suç mudur?

Aşk bir suç mudur?

Ali Ünal
29 Eylül 2011

Tutku garip bir şey ve çok vahşi
Ve çok hırslıydım zaten ben de
O yüzden de yağmaladım seni

Teoman – Mektup

23-30 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Suç ve Ceza Filmleri Festivali kapsamında, birkaç gün önce “Aşk bir suç mudur?” konulu bir panel düzenlendi. Yönetmen Zeki Demirkubuz, yazarlar Ahmet Ümit ve Selim İleri, ve Prof. Dr. Bengi Semerci’nin konuşmacı olarak katıldıkları panel oldukça kalabalık bir izleyici kitlesinin katılımıyla enfes bir ortamda gerçekleşti. ON8 de bu paneldeki yerini aldı.

Aşkın suç olup olmamasından öte öncelikle aşkın tanımını yapmaya çalışan konuşmacılar arasında, tanım konusunda oldukça temel ve aynı zamanda eğlenceli farklılıklar ortaya çıktı. Psikiyatri profesörü olan akademisyen Bengi Semerci, aşka çıplak gözle bakıldığında sanki bir hastalıkmış imajı veren bir duygu olduğunu söyledi. Mâşuku görmeden yapamayan, sürekli onun yanında olmak isteyen âşığın aslında madde bağımlısı insanlarla ortak özellikleri gösterdiğini belirtti, ancak aşkın hastalık olmadığını, beyindeki hormon seviyelerinin etkisi sonucu oluşan bir insanlık durumu olduğunu söyledi. Kalbin, şekli daha güzel göründüğünden aşk görevi yüklenen bir organ kabul edildiğini, aslında aşkın, beyinle ilgili olduğunu söyledi.

Bu tanım tahmin edersiniz ki sanatçılar tarafından kabul görmedi. Neşeli bir karşıtlıkla, aşkın tanımlanamayacak, akılla kavranamayacak bir “şey” olduğunu söyleyen Ahmet Ümit, Semerci’nin aksine aşkın iki kişilik olmadığını, aşkın tek kişilik bir mesele olduğunu söyledi. “Birini seçer insan, onu idealleştirir, yüceltir ve aklın alamayacağı bir yere oturtur.” Aşk, Ümit’e göre bir suç değil, ama maskeli bir balo. İnsan, Ümit’e göre, doğduğu andan öldüğü âna kadar bir insanlaşma süreci içinde çabalıyor, bocalıyor ve ancak  öldüğünde kim olduğu anlaşılıyor. İnsan, kötü bir varlık, kötücül. Dolayısıyla aşk da bundan payını alıyor. Suç kavramının da bu bağlamda, çok katmanlı olduğunu, bundan yıllar önce suç sayılan bir olgunun bugün suç sayılamayacağını söyledi.

Bu minvalde Zeki Demirkubuz da aşkın “aşkın” bir duygu olduğu fikrine katıldı. Onun tespitine göre aşk, psikiyatristler ve sanatçılar tarafından daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriliyor. Bu anlamda, Demirkubuz’a göre, din ve hukuk aşkı daha “makul” bir algıda kabul ediyorlar çünkü bu disiplinlerin amacı toplumun düzenini ve işleyişini korumak. Dolayısıyla aşka bakış açılarının, biraz daha köşeli ancak daha ayağı yere bastıracak şekilde olduğunu düşünüyor. Burada aşkı, yalnızca cinsel aşk olarak değil, tasavvuf aşkı olarak da inceledi Demirkubuz. Maşuka erişememenin, aşkın sürekli olmasının bir şartı olduğunu söyledi. Örneğin kişinin Tanrı’ya duyduğu aşk ya da kendisinin Beşiktaş’a olan aşkı. Tanrı ya da Beşiktaş’ı karşısına alamayacağı ve cisimleştiremeyeceği için, bu aşkın ikamesinin olmadığını dolayısıyla sonsuza kadar süreceğini belirti.

Selim İleri ise, aynı zamanda çok yakın dostu olduğu anlaşılan Semerci’nin aşkla ilgili “duygusuz” sözlerine katılmadığını, aşkın sadece beyinle ilgili olmadığını söyleyerek başladığı konuşmasına, Türk edebiyatında aşka suç olarak yaklaşan örnekleri göstererek devam etti. İntibah, Henüz 17 Yaşında, Sergüzeşt vb. gibi kitaplarda aşkın nasıl yasak olarak gösterilip bir suçmuş gibi algılandığını anlattı. Dönemin aşka bakış açısını da böylelikle görebileceğimizi söyledi. İzleyicilerden gelen bir soru üzerine de, “Hiç âşık olmadım,” demesi sanırım sadece bizi değil, herkesi şaşırttı.

Aşk bir suç mu, peki? Konuşmacılar aşkın suç olmadığı konusunda birleştiler ancak sonuçların vahameti konusunda ortak paydada buluşamadılar. “Aşk, ötekine zarar verme, kendine acı çektirmektir,” diyen Dostoyevski’yi alıntılayarak, aşkın kötücül doğasına gönderme yapan Demirkubuz’a karşı, sayın Semerci, aşkın kötü olmadığını, bunun insanların problemi olduğunu ve iyileştirilmesi gereken hastalıklar olduğunu söyledi. Demirkubuz’un, aşktan verem olan bir kişiyi örnek vermesine karşılık Semerci’nin, aşktan kimse verem olmaz, diyerek karşılık verişi hepimizi gülmelere sevk etti. Bu tatlı düello, yine tatlı bir atışmayla sona erdi. Demirkubuz, “Şu âna kadar aşkla ilgili hep kötü şeyler söylediniz, hiç iyi bir şey söylemediniz,” diyerek Semerci’ye, üstü kapalı bir soru yöneltti. Semerci de, zamanında bir adamın kendisine, aşkın yerine hiçbir şeyi koyamam dediğini ve o adamla da evlendiğini söyleyerek, bir anlamda Demirkubuz’a yanıt vermiş oldu. Alkışlar ve gülüşmeler.

Panelden neşe içinde ayrıldıktan sonra, bana kalırsa oradaki her bireyin kendi filtresinde bu soru bir kez daha geçmiştir. En azından benim geçti. Aşkın suç olmasının başlı başına bir soru olmasının yanında, suçun da ne olduğunu ayırmak gerekiyor sanırım. Hukuk penceresinden bakıldığında tanımlanan suç ile manevi suç olarak tanımlayabileceğimiz ve hiçbir hukuk defterinde cezası olmayan başka bir suç daha var. Olmalı en azından. Aşkın en büyük besininin de bu manevi suç olduğu fikri dolaşıp durdu beynimde. Acı verme güdüsü, bilinçli bir hareket olmasa da, sahip olma fikrinin en önemli dayanaklarından biri gibi geliyor. Eşliğinde paket olarak maddi şiddet de bunun cabası. Cinayet işleyen âşığa soruyorlar, “Oğlum neden öldürdün?”, diyor ki, “Çok seviyordum abi.” Bunun sınırını nasıl çizeceğiz? Bir insana âşık olmak, ona yaptığımız her şeyi bu çerçevede meşrulaştırıyor mu?

Ahmet Ümit’in, Nazım Hikmet’in, “Yani sen elmayı seviyorsun diye / Elmanın da seni sevmesi şart mi?” dizesine yaptığı ilginç alegoriyle bitireyim: “Ama ben elmayı ısırdığımda, elma hiçbir şey demiyor.”

Elmanın bir şey dememesi, bir şey söylemediği anlamına gelir mi?
Aşk, hep ısırmak mı?

, , , , , , ,