Ahlaksızlıktan söz edelim mi biraz?

Ahlaksızlıktan söz edelim mi biraz?

ON8
06 Kasım 2012

Etsek iyi olur aslında. Ahlaksızlık tanımlarımızda tuhaf, eksik, anlaşılmaz bir yön var ve bu bizi, ON8’i düşündürüyor. Rahatsız ediyor, da diyebiliriz. Korkutuyor demeyelim, şimdilik.

Doğan Haber Ajansı’ndan muhabir Nezir Güneş’in Radikal’de yayımlanan haberine göre, Yeşilay Cemiyeti Mardin Şube Başkanı, üniversiteli gençlerin Mardin’de “sarmaş dolaş” dolaşmalarına, sokakta ve parklarda öpüşmelerine tepki gösterdi. Hatta bununla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Savunusu şu: Artuklu Üniversitesi’nde okuyan ve kent dışından gelen öğrenciler, kente ahlaksızlık getiriyor ve “manevi çöküntü”yü hızlandırıyorlar (Tırnaklar bizden). Hatta toplumun sözcülüğünü üstlendi Yeşilay Şube Başkanı ve bu manevi huzursuzluğun, herkesi derinden etkilemeye başladığını öne sürdü.

Muhabirin yaptığı alıntıyı buraya taşımak, belki de en doğrusu: “İlimize üniversite kararı çıktığı zaman küçük-büyük hepimiz çok sevindik. (…) Mardin’e öğrenci gelecek, Mardin her yönden gelişecekti. Gerçekten de böyle oldu. Mardin her geçen gün gelişmeye başladı. Öyle bir gelişti ki, bu gelişme beraberinde birçok ahlaksızlığı da getirdi. Artık kız-erkek gençlerimiz özgürlük ve medeniyet adına el ele, kol kola, sarmaş dolaş, uluorta gezmeye, gün ortasında herkesin önünde hayasızca sevişmeye başladılar. Büyükşehirler Ankara, İstanbul ve İzmir’deki gençler arasındaki hayasızlık manzaraları Mardin’de sık sık görülmeye başlandı. Gençlerimiz her geçen gün bu işi ilerletmeye başladı. Artık bir kısım gençlerimiz kız-erkek parklarda, çimenler ya da banklar üzerinde uzanarak işi öpüşerek sevişmeye kadar götürdü.”

Bu yaklaşıma nasıl yaklaşılmalı, nasıl yaklaşılabilir, biz de bilmiyoruz. Çok değil, daha geçen yıl İ.E.T.T otobüsünden “Burası seks otobüsü değil!” denilerek inmeye zorlanan çifti hatırlarsınız. İlk kez hangi zihin, hangi akıl, hangi siyaset “sevgi halleri”yle “ahlaksızlık” arasındaki, bu zamanla bir türlü eskimeyen ilişkiyi kurdu, bunun üzerine yapılabilecek tonla okuma var. Çok sayıda akademik makale yazıldı, sosyolojik çalışma, antropolojik inceleme, kültürel karşılaştırma, tarihsel araştırma yapıldı, yapılıyor, yapılacak da. Ahlak ve bin türlü ele alınışı ne yeni, ne de eskiyecek bir konu. ON8’in bir blog yazısı buna bir çare bulamayacak elbette, nokta da koyamayacak. Ama kendi sorusunu soracak, sormak zorunda: Sevginin kavramına uygun ifade edilişi, fiile dökülüşü nasıl olur da ahlaksızlıkla temellendirilebilir? Ve bir toplum, sevmekten nasıl bu kadar korkar, korkutulabilir? Ve neden?

Derdimiz sadece kavramsal ya da felsefi değil elbette ve ne yazık ki. İşin ucunda devasa bir şiddet de var. Nasıl mı? Sayın Şube Başkanı’ndan son bir alıntı daha yapalım: “Şimdiden önlem alınmaz ise herkes bu vebalin altında kalabilir. İşte burada bizler sivil toplum kuruluşu olarak yetkilileri göreve davet ediyoruz. Bu işe el atmaz, gereken tedbirler alınmaz ise çok daha vahim manzaralar ile karşılaşabiliriz. Önce el ele, sonra sarılarak, sonra da dudak dudağa öpüşerek fiili zinaya doğru gidiliyor. Derhal bu ahlaksız davranışların önüne geçilmelidir. Bu kendini bilmez kişiler her yerde uyarılmalıdır.”

Hayasızlık. Vebal. Vahim manzaralar. Fiili zina. Ahlaksız davranışlar. Önüne geçmek. Kendini bilmezler… Kıskançlık, nefret ve öfkeyle gölgelenmemiş barışçıl bir beraberliği açıklamak için Şube Başkanı’nın seçtiği sözcükler. Ve uyarı… Evet o çok korkulan uyarı.

Fazla söze gerek yok galiba. “Sevgi” kavramıyla barışık görünüp “sevmek” fiilinden bu kadar korkmanın, tutarsızlıktan öte bir tehlikeyi barındırdığını görmemek biraz zor. Sevginin ifadesinden nefret etmeyi öneren, sevmeyi çarpıtılmış bir “ahlak” başlığı altında uyarı, tenkit ve mesafeyle tanımlayan, cinsiyetçi olduğu kadar cinsel kalıplara sokan öğretilerle sevmek de mesele, sevmek üzerine fiilin ruhuna uygun cümleler kurmak da.

Ne dersiniz? Biz de sevgimize ket mi vuralım? Cümlelerimizi mi gözden geçirelim? Yoksa hep birlikte, şu ahlaktan biraz daha mı söz edelim?..

, , ,