Acılarımız var, resmi onaya tâbi

Acılarımız var, resmi onaya tâbi

Mehmet Erkurt
21 Mayıs 2014

Soma deyince, pek de işlemiyor kalem. İşlemeli mi?

İşlememeli, belki. Gözlerimizin, anlayışımızın, tahayyülümüzün bize çektirdiği acılar, katliamı bilfiil yaşayan ve kayıplarıyla var kalmaya çalışan insanların karşısında konu bile değil, olamaz da. Ahkâm kesişe kayabilecek en minik ifade, en hafif karşılığıyla “kendini bilmezlik”tir böyle durumlarda.

Eh, bilmemek de  çoktur bizde ya. Kendini bilmemekle başlar, bilmemekle övünmeye kadar gider.

Oysa dünyada bazı acılar vardır, böcek kadar küçülürsün karşısında. O kadar derine inmiştir, o kadar devasa ve dağlayıcıdır ki, bir o kadar önemsizdir acılara şahitliğin yarattığı duygular… Ya da şahit olanların dışavurduğu duygu ifadeleri. Ama dikkat. Sadece “duygularımız”dır önem sırasında geriye düşen.  “Şahitlik”in kendisine gelirsek… Evet, o çok ama çok önemlidir. Sıkı da bir sorumluluktur hatta. Yükümlülüktür. Görevdir.

İnsan olmanın, olmazsa olmazıdır.

Soma ayıbını yaşamaya devam ediyoruz. Felaketini ve ayıbını.

Biliyorsunuz, üç günle tanımlandı yas. “Ulusal” olanı tabii, yani resmi yas. Yeterli mi?

Elbette böyle bir yas, en az üç ömür sürer, başka. Ama resmi yas dediğin, el mahkûm, “fıtratı gereği” sınırlı olur. Peki o “resmi” olan için üç gün yeterli midir? Olabilir… di. Belki.

Eğer yas gibi yaşansaydı, acıların hakkı verilseydi, mukadderat söylemleriyle insanlar enayi yerine konmasaydı, “ihmalimiz yoktur” gibi ucuz –bedava–  bir savunuya gidilmeseydi, halkın haklı öfkesine bir alan tanınsaydı, “Şikâyet etme, şehitten sayılmaz sonra,” gibisinde ulvi kılıklı tehditlere başvurulmasaydı, yer altındaki gazla dalga geçer gibi yer üstündekilere de gaz sıkılmasaydı; yangını söndürmeyen su halkın üzerine püskürtülmeseydi, bir devlet büyüğü ve onun bir küçüğü tarafından dayaklar atılmasaydı, avukatlar darp edilip tutuklanmasaydı, yangından mal kaçırır gibi maden yeniden işletilmeye açılmasaydı… bir de madende ölenlerin en azından “sayısına” saygı duyulsaydı… o üç gün yetebilirdi belki.

Yani… zaten resmi yas dediğin nedir ki? “Ulusal” bir simge, bir anlayış. Yasın aslını da sonunu da insan belirler. Acıyı yaşayan insan. Şahitlerin eşliğinde.

Gerçek tarihi yazan şahitlerin.

Kör belirleyicilerin değil.

 

 

, , , , ,