SAA-1 / 060 Belediye Büyük Öykü Ödülü

Fotoğraf: Photo8

SAA-1 / 060 Belediye Büyük Öykü Ödülü

AHMET BÜKE
Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi - 13 Temmuz 2015

Tören büyük bir tiyatrodaydı. Hayatımda görmediğim kadar çok sayıda insan toplanmıştı. Bir sürü konuşmadan sonra beni sahneye çağırdılar. Acaba altımı ıslatmış olabilir miyim, diye düşünüyordum o anda.

Arap Hatçam Teyze’nin bir kiracısı vardı. Genç bir adam. Uzun boylu, iri gözlü ve sert fırça gibi saçlıydı. Kemik rengi trençkotunu hep üzerinde görürdüm. Zaten bir kış kaldı, gitti. Gitti derken, aldık odasından, doğru belediyenin gasilhanesine… Neden olduğunu kimse bilemedi. Evin dış kapısına giderken, oturmuş kalmış garip.

Cebinden kâğıtlar çıkmış. Hükümet tabibinin kapısında beklerken elime sıkıştırdılar. Nedir diye bakmadan Arap Hatçam Teyze’ye verdim.

Ertesi gün yolda karşılaştık.

“Bu çocuk bir sandık yazmış,” dedi Hatçam Teyze.

“Ne yazmış?” diye sordum.

“Bilmiyorum tam; ama insanlar, kuşlar, denizin yosunları falan var. Odasından bir avuç erişte, bir de sandığı çıktı.”

Sonra ben de baktım o kâğıtlara. Çoğunu yarım bırakmış, karalamış. Kırmızı kalemle oklar çıkarıp notlar almış. Hepsini toparlayıp Berber Kâzım’a gittik. Bakkal Nihat da bizi görünce geldi. Uzun uzun incelediler.

“Bu çocuk yazarmış,” dedi Berber Kâzım.

Bakkal Nihat da başıyla onayladı.

Hikâyeler yazmış bir sürü. Çoğunu yarım bırakmış.

Bana görev verdiler. Hepsini okudum. En çok beğendiklerimi ayırdım. Gerisini yakıp, küllerini bizim terastaki domateslerin dibine döktüm.

Benim seçtiklerimi onlar da okudular. Biraz daha elendi böylece. Elimizde kaldı üç hikâye.

Bir tanesi kadın işçileri anlatıyordu. Büyük bir fabrikada, dökümden, devasa depolama tankları üretiyorlar. Kaynakçılar öğle paydosunda yere serdikleri örtünün üzerinde turşu ve kavrulmuş fasulye yerken, aralarında konuşuyorlar. Tam o anda atölyeye bir erkek melek iniyor ve Tanrı tarafından tebliğ ile görevlendirildiğini, artık grev yapmanın günah olmadığını, isterlerse sendika kurabileceklerini, hatta SSK pirim günlerini hesaplamak için Tanrı’nın onlara bir hesap makinesi de gönderdiğini söylüyor. Kadınlar, meleği kanatlarından bir tankın ayağına kaynak yapıyorlar, başına da sofra bezini geçirip işe geri dönüyorlar. Melek bu aşağılamaya dayanamayıp ağlamaya başlıyor. Saatler sonra durumu fark eden Tanrı, kadınları cezalandırıyor. Hepsini bir pastanenin vitrininde bekleyen lor kurabiyesi haline getiriyor. Fakat bu ceza, kadınlar için ödül oluyor aslında; çünkü mutlu insanlarla dolu evler için satın alınıyorlar. Çay ve kahve eşliğinde, gülerek ve kahkahalarla yiyor onları insanlar. O kadar mesut oluyorlar ki, hemen sevişmeye koşuyorlar ardından. Bütün kurabiyeler, bu değişik hararetin içinde sindirilip enerjiye dönüşüyor.

Öteki iki öykü de uzaya dairdi.

Onlar da şahaneydi, ama hazırun[1] en çok kadınlarla ilgili öyküyü beğendi.

Bakkal Nihat –bütün fırsatları önce o hissederdi– yere göğe koyamadı. Arap Hatçam Teyze de uzun uzun pencereden baktı öykü bittiğinde.

Berber Kâzım, “Sizce iş çıkar mı bundan?” dedi.

“Bence kesinlikle düşünmeliyiz. En azından denemeye değer,” dedi Bakkal Nihat.

“Günah olmaz mı ama yahu?” dedi Arap Hatçam Teyze.

Sonra hepsi dönüp bana baktılar.

Belediyenin ödüllü öykü yarışmasına bu öyküyle benim adıma başvurmaya karar verdiler. Böylece günahı benim boynuma olacaktı. Üstelik en çok da benim paraya ihtiyacım vardı. Eğer ödül kazanırsak, parayı dörde bölecektik; ama Bakkal Nihat benim payımdan 100 lira alacaktı, fikir ondan çıkmıştı çünkü.

Benim için fark etmezdi. Üstelik ödül falan alacağımızı da sanmıyordum.

Ama işte, yine yanılmıştım.

İki ay falan sonra, bizim kapıya bir belediye çavuşu geldi. Sarı zarfı uzattı. Bana hitaben başlıyordu yazı.

Değerli Yazarımız,

Harika öykünüzü jüri olarak büyük hayranlıkla okuduk. Diyebiliriz ki, sizi neden bugüne dek keşfedemedik? Bunun için üzgünüz. Ancak son on yılın bütün öykü dergilerini, kitaplarını yeniden elden geçirmemize rağmen ne isminize rastladık, ne de üslubunuza yakın bir takma isme… Bu kadar saklı kalmanız bizi üzse de, bu ödül sayesinde sizinle tanışmak ve yeni öykülerinize ulaşacak olmak bizi ziyadesiyle mutlu ediyor.

Cemil Kavukçu
Jüri Başkanı

Ödül günü ve detaylar için ayrıca bir not vardı.

Kalbim deli gibi çarpmaya başlamıştı. Ödül törenine gitmeden de, sonradan parayı alabileceğimizi anlatmaya çalıştım bizimkilere, ama ikna edemedim. Bakkal Nihat, eğer bunu yapmazsam, sahtecilikten beni içeriye attıracağını söyledi.

Mecburen gittim.

Tören büyük bir tiyatrodaydı. Hayatımda görmediğim kadar çok sayıda insan toplanmıştı. Bir sürü konuşmadan sonra beni sahneye çağırdılar. Acaba altımı ıslatmış olabilir miyim, diye düşünüyordum o anda.

Cemil Kavukçu, içinde çek olduğunu tahmin ettiğim bir zarfı bana verdikten sonra, “Herkes uzun uzun ve gereksizce konuştu. Şimdi sözü yazara bırakalım,” dedi.

Ne konuştuğumu hiç hatırlamıyorum gerçekten; ama Arap Hatçam Teyze’nin dediğine göre, durmadan babaannem ve dedemden bahsetmişim. Onlar olmasaymış asla yazmayı düşünemezmişim.

Elimde zarfla titreyerek yerime otururken, Cemil Kavukçu kulağıma eğildi.

“Hepimizin işi yalan aslında, ama sen bunu hiç beceremiyorsun. Bir daha karşıma çıkma, vallahi iyi olmaz senin için,” dedi.

Benim için hava hoştu. Sıramı savmıştım.

Ertesi sene ödülü Arap Hatçam Teyze, uzaylı bir öyküyle aldı zaten.

 

 

[1] hazırun: Toplantıya katılanlar, orada hazır bulunanlar.

, , , , , , , , , , , ,