SAA-1 / 052 Memnu Hikâye

SAA-1 / 052 Memnu Hikâye

AHMET BÜKE
Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi - 18 Mayıs 2015

Biraz çöpleri dolaştım. Bizim mahalleden pek bir şey çıkmaz, biliyorum, sahildeki zengin evlerinin oralara gittim. Birisi kocaman saksı atmış. Üzerinde de kauçuk ağacı var. Yaşını başını almış, birkaç kez bedeninden kesilip küçük filiz alınmış. Dertli mi dertli.

Sonunda gizli örgüte alındım: “Gizli Gizli Sevenler Cemiyeti”

Kolay olmadı. Duyuyordum isimlerini, ama ser verip sır vermiyorlardı. Bir gün, Berber Kâzım acıdı halime.

“Çok mu istiyorsun?” dedi.

“Abi sorma, şuramda bir acı var, geçmeyecek gibi.”

“Akşam bana gel. Çeşme kavunu da getir,” dedi.

Biraz çöpleri dolaştım. Bizim mahalleden pek bir şey çıkmaz, biliyorum, sahildeki zengin evlerinin oralara gittim. Birisi kocaman saksı atmış. Üzerinde de kauçuk ağacı var. Yaşını başını almış, birkaç kez bedeninden kesilip küçük filiz alınmış. Dertli mi dertli.

“Ne oldu yahu?” dedim. “Neden attılar seni?”

Evin hanımı, beyinin cebinde âşığının fotoğrafını bulmuş. Kavga etmişler. Adam çekmiş gitmiş yazlığa. Kadın bütün evi yenilemiş. Onu da kapıcıyla attırmış.

Saksıyı niyetlendim, ama taşınacak gibi değil. İyi pişmiş Menemen çamurundan yapılmış.

Eve geri koştum. Bizim emektar pazar arabasını çıkardım kömürlükten. Yükledim kauçuğu.

“Nereye götürüyorsun beni?” dedi.

“Kemeraltı’nda satarım herhalde.”

O kadar ağladı ki, Arnavut Enver’in manav sergisinin önünde durdum.

Enver Abi yorgun gözleriyle elmaları diziyordu.

“Abi,” dedim. “Çok güzel çiçeğim var. Zengin evinde çeliklenmiş, bakılmış. Neler görmüş, neler geçirmiş. Acayip hikâyeler biliyor.”

Arnavut Enver hışımla doğruldu.

“Ne biliyor lan, cücük! Sabah sabah asabımı bozma. Allah’ın garip saksı çiçeğiyle mi kandıracaksın beni?”

“Yok, abi estağfurullah. Ne kandırması?”

“Anlımda alık mı yazıyor benim? Gelip uydur kaydır bir şeyler anlatacaksın, sonra ver abi oradan iki elma, bir kavun, karnım doysun…”

Enver Abi gözümde eridi bitti o anda. Gerçi kavun kısmını bilmişti, ama uydurduğumu nereden çıkarıyordu? Kalbim kırık ayrıldım.

Atsam atamıyorum saksıyı. Yapıştı elime.

Mecburen Arap Hatçam Teyze’ye gittim. Meseleyi anlattım.

“Sana inanıyorum elbette,” dedi. “Çiçeği de alırım. Bizim salonda iyi durur, ama para falan veremem sana. Madem muradın kavun almak, git Arnavut Enver’e söyle, mır mır ederse akşam onu eve almam.”

Aman Allah’ım, aklım çıkacaktı!

“Doğru mu duydum Hatçam Teyze?” dedim.

“He, doğru. Enver benim kırığımdır.”

Vay pırasa bıyıklı Enver’e vay!

Kauçukla sarılıp vedalaştım.

Doğruca Enver Abi’nin manavına koştum.

Beni görünce doğruldu; tam sövecekti ki, önce davrandım.

“Enver Abi, Arap Hatçam Teyze’nin selam var. Gece gelirken yanında keçiboynuzu pekmezi de getirsin diyor. Hani onun için fark etmezmiş de, senin müşkülün varmış azıcık.”

Enver’i gıcık tuttu. Öksür öksür tansiyonu çıktı. Bileklerini Damla kolonyasıyla ovdum azıcık. İki güzel Çeşme kavunu seçti bana. Yandaki kasaptan da pirzola yaptırdı.

Akşam, Berber Kâzım’ın terasında mübalağa sofra vardı.

İyice kafayı bulunca mevzuya girdi.

“Şimdi sen kararlı mısın bu işe?” dedi.

“Çok korkuyorum, ama kaçamıyorum abi,” dedim.

“Bu iş tehlikelidir, farkındasın değil mi?”

“Eh, işte.”

“Eh, falan değil. Enver gençliğinde adam öldürdü. Damda yatmak ne demek biliyor, ama asabiyet bu, başka şeye benzemez. Karısıyla seni göz göze yakalarsa, affedeceğini sanmıyorum.”

“Yani iki bakıştık diye cinayet olmaz herhalde.”

“Bugün göz göze, yarın diz dize. Bu işler böyle.”

Sabaha kadar konuştuk. Kararım kesindi.

Kalktı bir çarşaf serdi yere. Tek yastık koydu. Uzandım. Cemiyet’in yeminini ettim: “İki gözüm. Korkunun ecele faydası yok. Nefesim nefesin olsun…”

Uyuyup kalmışım öyle. Tek başına fakat.

 

, , , , , , , , , , , ,