SAA-1 / 032 Hatıra Kapanı

Fotoğraf: José Mª

SAA-1 / 032 Hatıra Kapanı

AHMET BÜKE
Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi - 29 Aralık 2014

Atmosferin ilk katmanı seslerden mürekkep. Ardından, dünyanın bütün kokularının depolandığı tül var. En sonda da, anılarımızın saklandığı hatıra kapanı var. 

Kapı çaldı uzun uzun. Kedilerdir diye kalkmadım yerimden. Âdet edindiler, illa kapıdan girecekler. Evde eşit temsiliyet istiyorlar akılları sıra. Herkes gibi –herkesin girip çıktığı yoldan– eve girip çıkmak onların hakkı değil miymiş!

“Ablalar, abiler,” dedim geçen gün. “Benimle dırdır edip durmayın. Sizin arka bahçe duvarından atlayıp küçük mutfak penceresinden girmeniz en uygun olanı. Bunu müzakere etmiştik. Anahtarla işiniz olmayacağına göre, her eşiğe gelişinizde ikinci kattan inip kapıyı açamam size ben. Babanızın uşağı yok burada.”

Çok tınlamadılar. O yüzden, kapı çalsa da oralı olmuyorum. Kedilerden başka zaten kim gelir bana, diye düşünüyorum. Ama bir yandan merak da ediyorum. Hayat kapıya tek bir umudun gelme ihtimaliyle sürüp gidebiliyor bazen.

Kapıda vurma sesi kesilince, yeniden uzanmıştım divana. Uykum da vardı. Omuzuma bir şey dokundu. Gözlerimi açtım: Babaannem!

Bunu bana neden yapıyor acaba? Bakkal Nihat’ın dediğine göre, o değil ben yapıyormuşum. Benim maharetimmiş. “Hatıra kapanı” denilen katmana ulaşabiliyormuşum ben…

İşte burası müthiş hikâye. Çoğu zaman, doğmuş olmanın derdi daha büyük diyorum ama öğrendiğim bazı şeyler var ki, bunları kaçırmamalı insan be birader!

Atmosferin son zarı bundan oluşuyormuş.

“Gülme lan mal gibi,” dedi Bakkal Nihat bunu bana anlatırken.

“Atmosferin ilk katmanı seslerden mürekkep. Ardından, dünyanın bütün kokularının depolandığı tül var. En sonda da, anılarımızın saklandığı hatıra kapanı var. Her şey radyo sinyalleri halinde, yerli yerinde ve görevini bilerek orada duruyor. Biz fanilerin buralara ulaşma, bağ kurma imkânı yok. Ama tekir kediler ve insanın deli türü, özellikle uykuda bu katmanlara dalıp çıkabiliyor. İşte sen de Allah’ın bu şanslı kulları katarına dahil olman hasebiyle oralara gidip geliyorsun. Babaanneni görüyorsun, onunla konuşuyorsun.”

İyi de, neden sadece babaannemi görebiliyor, bana söylediği şarkıları duyabiliyor ve yeşil banyo sabunu kokusunu alabiliyorum? Neden geri gelmesini istediğim binlerce şey varken, bu kadardı hepsi?

“Zamanla olacak, merak etme sen,” diyordu Bakkal Nihat. “Ayrıca bunu sakın mahallede başka kimseye anlatma.”

Bakkal Nihat’ın en büyük hayali, zamanla babaannemin yanı sıra, kendi annesi Resmiye Hanım Teyze’yi de görmemdi.

“İşte o zaman ona anlatır mısın: Çok mahsun ve mağdurum. Peynir işine girdim, fiyatlar dibe vurdu. Alacaklı defterini şişiriyorum diye solcu çocuklar her gece gelip dükkânın kapısına işiyorlar, bet bereket kalmadı, umurumda değiller elbette, birkaç tanesini tahmin ediyorum, gittim amirime verdim adreslerini, devlet de memnun kaldı benden, ziyadesine kontrato yaptık, epey de bilgi topladım ama bürokrasi işte, ödenek çıktı, İl Özel İdaresi’ne gitti, oradan milli emniyete düştü, iki numaralı odaya git, siyasi şube bunu onayladı mı, dilekçe yazman lazım, lakin dilekçeye kendi ismin olmaz, fakat sana uydurduğumuz isim için vali yardımcısının onayı lazım lazım lazım… bekle bekle bekle… daha iyi rapor rapor rapor… derken avucumu yaladım. Sevgili anneciğim, tek umudum sende. Babam bir türlü sizlere ömür olamıyor. Onu yanına aldırırsan, şu arsayı satar, işlerimi düzene koyarım…”

Bakkal Nihat böyle bir adamdı işte. Kapısını işeyenlere gidip, bütün bunları anlatmak istiyordum ama onlar da beni ciddiye almayabilirlerdi.

“Aman uyma sen ona,” dedi babaannem.

Hırkasının düğmeleriyle oynuyordu. Gözü pencerede. Saçları uzamış gibi geldi bana. Kınaları akmıştı sanki. Onu yıkarlarken o kadar da söylemiştim ılık su kullanın diye halbuki.

“Kapıyı açmayacak mısın?” dedi.

“Sence ne yapayım?”

“Sen bilirsin.”

“Bence sen daha iyi bilirsin. Gerçekten iyi bir şey olur mu kalkıp kapıyı açarsam.”

“Yaşadığın sürece o ihtimal hep var.”

“Babaanne, bunu bana hep yapıyorsun.”

“Ne yapıyorum?”

“Bırakıp gidiyorsun.”

Kalktım. Dizlerim kireç bağlamış gibiydi. Merdivenlerden indim. Kapıyı açtım. Her şey beklendiği gibiydi. İki tekir yalanıp duruyordu kapının önünde.

“Ne var?” dedim.

Usulca arkalarından bir yavru geldi.

Ona biraz baksak olur muymuş? Annesi âşık olmuş da, başka mahalleye gitmiş bir süreliğine.

“Geçin içeriye, Allah’ın cezaları,” dedim. Pıtır pıtır koşturdular.

O sırada Bakkal Nihat koşarak geldi.

“Hah ya. Kapıyı yıktım açmadın… Ne oldu, bizim valide göründü mü sana?”

Kapıyı çarptım yüzüne.

Biraz kendime geleyim, ilk iş gidip, gece dükkânın kapısına bizzat işeyeceğim…

 

, , , , , , , ,