SAA-1 / 031 “Zamanın Eli Değdi Bize”

SAA-1 / 031 “Zamanın Eli Değdi Bize”

AHMET BÜKE
Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi - 22 Aralık 2014

Hasan Amca’nın kedisi veremliydi. Ona bakma vazifesi bana düşmüştü. İlk zamanlar Karataş’taki evimizin nemli havasına alışması mümkün olmadı. Gece yanımda yatarken, aniden öksürük krizlerine giriyordu. 

“Yine de hey heeey!”

Hasan Mutlucan bizim alt kata taşınmıştı.

Felaket bir darlık çekiyorduk. Babaannemle dedem bana çaktırmamaya çalışıyorlardı ama anlıyordum elbette.

“Sabahın köründe kalkmanın bir anlamı yok. Bol bol uyusun herkes. Öğleden sonra yeriz yemeğimizi…”

Uzun süre öğünü ikiye indirmeyi başarmıştık böylece. Ama ben hep son anda yetişen süvarilere inanırım. Şimdiye kadar boş çıkmadı. Peynir ve yumurtanın sıcak sarılmasını özlediğimiz günlerden birinde kapımız çalındı. Dedemin eski katmer müşterilerinden Hasan Amca çıkageldi.

Yazları Seferihisar’da balığa çıkacakmış ama bütün yıl kendine açık iki oda yere ihtiyacı varmış.

“Sizin alt katı icara[1] verseniz, ne güzel olur.”

Dedem bir fiyat söyledi. Onun iki katına tuttu Hasan Amca.

Olta takımları, bir yatak, iki konsol, çalışma masası, küçük bir kitaplık, pikap, sandık dolusu 45’lik, Balaban imzalı tablolar, porselen tabaktan bir duvar saati ve yavru kedisiyle birlikte taşındı bize.

“İlk ve son kez türkü söylüyorum, benden bir daha istemeyiniz,” diye üsteleyerek bir sabah kahvaltısında Bolu Beyi’ni uzun uzun çığırdı.

Hepimiz mutluyduk.

Hasan Amca’nın kedisi veremliydi. Ona bakma vazifesi bana düşmüştü. İlk zamanlar Karataş’taki evimizin nemli havasına alışması mümkün olmadı. Gece yanımda yatarken, aniden öksürük krizlerine giriyordu. Kulaklarının içine kadar morarıyordu. Baktım olacak gibi değil, biraz hava değişimi iyi gelir diye Buca Sanatoryumu’na götürdüm onu.

Kapıdaki görevli bizi almadı.

“Hemşerim burası insanlar için. Mümkün değil.”

Vardiya değişimini bekledim. Yerine gelen genç çocuk Ödemişli’ymiş.

“Benim de köyde iki tekir kedim var. Tekirler daha sağlam oluyor. Yazık buna,” dedi.

Bir daha kapıya gelirsem beni karakola verirlermiş. Çok dayak yermişim orada. Ama sanatoryumun arka bahçesinde, uzun kavakların hemen arkasındaki tel örgülerde bir yırtık varmış.

“Oradan gir. Gece olunca acilin camına vur. Ela Hemşire var, selamımı söyle ona.”

Söylediğini aynen yaptım.

Ela Hemşire, artık kullanılmayan eski morgda bize bir köşe ayarladı. Bana da bir hastabakıcı gömleği buldu. Gündüzleri ortalıkta dolaşıyor, yemekhaneden karnımı doyuruyordum. Geceleri tekirle beraber koyun koyuna uyuyorduk.

Her şey yolunda gibiydi. Ama bir gece sabaha karşı tekir yine krize girdi.

Acile koştum. Kimse yoktu. Üst katlara çıktım. Uykusu kaçmış ihtiyar hastalar vardı sadece. İçlerinden birisi astım spreyini verdi. Kediciğin ağzından sıktık birkaç kere.

Fayda etmedi.

Sabaha karşı bizden ayrıldı.

Morgdaki odamı topladım, ortalığı süpürdüm.

Ela Hemşire beni uğurlamaya geldi. Tel örgüleri geçerken, “Kusura bakma, ben gece işten kaçıp Ödemişli’nin odasına gitmiştim. Beni seviyor. Ben de onu seviyor muyum diye daha fazla meraklanmak istemedim.”

“Nedir sonuç?” dedim.

“Biz beraber Ödemiş’e döneceğiz,” dedi. “Hatta senin tekiri de götürelim diye konuşmuştuk. Kısmet,” dedi.

“Kısmet,” dedim ben de.

Buca’dan eve kadar yürüdüm. Tam dört saat boyunca Hasan Amca’ya kedisinin öldüğünü nasıl anlatacağımı düşündüm. Bulamadım.

Eve varınca odasına gittim. Kapıyı çaldım usulca. Beni görünce gözlerimden anladı. Omuzuma dokundu.

“Hayat be evlat,” dedi.

Döndü kapıyı yüzüme kapattı.

Şimdi siz, ne kadar da metanetli ve olgun bir adam, bilgece karşılıyor hayatın zorlu dalgalarını diyeceksiniz.

Ama öyle olmadı.

Hasan Amca kesintisiz şekilde –odasından hiç çıkmadan– hep aynı türküyü söylemeye başladı.

“Ormanların gümbürtüsü başıma vurur / Nazlı yarin hayali karşımda durur”

Bir gün, bir hafta, on gün… Sonunda babaannem isyan etti.

“Allah’ım bir çare; yoksa evi yakacağım!”

Gittim Berber Kazım’a çırak yazıldım. Beş aylık peşin verdi maaşımı. O da çok rahatsız oluyormuş.

“Arkadaş müşteri gelmiyor. O nasıl sestir. Ağlaya ağlaya ustura tutamaz oldum.”

Bir araba tuttuk. Hasan Amca’yı ağırlıklarıyla beraber Seferihisar’a yolladık.

Plaklarını bize bıraktı fakat.

 

 

[1] Kira.

 

, , , , , , ,