SAA-1 / 020 Dana Bayramı

Fotoğraf: Mert Çakır

SAA-1 / 020 Dana Bayramı

AHMET BÜKE
Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi - 06 Ekim 2014

Karnımız doyunca azıcık uzandık. Filler kaybolmuştu. Ben de saatlerdir evden uzaktım. Bir tür kayıptım. Ama nasıl olsa dönecektim. Bütün çocuklar evlerine dönüyordu o yıllarda.

İkiçeşmelik’ten oflaya puflaya çıkınca Bayramyeri gelir karşıcı. Orayı çok severim. Körfez ayağına bulaşır insanın. Kemeraltı’nı çapraz kesen, Varyant’tan bodoslama esen rüzgâr sıcak bile olsa ferahlatır.

Ben bir Dana Bayramı’nda* işte orada kaybolmuştum. Küçüktüm ve bana göre mahşeri bir kalabalık vardı. Belki de o kadar insan yoktu etrafımda ama çocuk olmak böyle bir şey işte. Gökyüzünde binlerce uçan filin, kulakları marifetiyle İzmir’e doğru alçaldığını görmüştüm misal o gün. Bahar beni de vurmuştu galiba.

Tut ki, annem, babam, dedem falan yok. Dünyada bir başınayım, diye düşünmüştüm.

Koşarak insanların içine karıştım.

Sağım solum, arkam önüm gülümseyen kara gözlerle doluydu. Herkes dans ediyor, gülüyor ve ağlıyordu.

Sepetlerde sarmalar, pişiler, sübye şişeleri, yağlı boyozlar, bahar çilekleri görüyordum.

İri cüsseli kadınlar, anlamadığım dilde şarkı söyleyip omuz omuza sallanıyorlardı.

Çocuklar ip atladı sonra. Yaşlılardan bazıları birbirlerine sarılıp ağladı. Nargile fokurdatan delikanlılar bir kıza laf atınca, kız yere eğilip kocaman bir taşı kavradı. Gençler gülerek kaçtılar. Oturakları mavi beyaz kilimlerinin üzerine devrildi. Gidip minderlerden birine kuruldum.

Öfkeli kız, yanında küçük erkek kardeşiyle çıkıp geldi. Baş örtüsü omuzlarındaydı. İki elini beline koydu.

“Nere’ gitti o serseriler?” dedi.

Kardeşine baktım. Bir eliyle kıvırcık saçlarını karıştırıyordu. Bana güldü.

“Valla bilmiyorum abla. Okulun bahçesine doğru koştular.”

Kız elini siper edip baktı.

“… bitleri! Hadi sıkıysa şimdi laf atın! Aldım geldim kardeşimi…”

Çocuk, “Abla,” dedi, “acıktım ben.”

Yanıma geldiler. Karmakarışık kilimin, yastık ve nargilelerin arasında iki küçük sepet bulduk. Otlu, peynirli ve patlıcanlı bazlamalar vardı.

Kilimi çırptık, ortalığı düzene koyduk. Kız koynundan bir yaygı çıkardı. Oturduk. Birbirimize baka baka, afiyetle yemeğe başladık. Arada kardeşine göz atıp gülümsüyordum. Çocuk hiç yüz vermiyordu bana ama olsundu. Kız çok güzeldi. Benden de epey büyüktü ama ne fark ederdi? Büyüyünce bu zenci kızla mutlaka evlenmeliyim, diye düşündüm.

Birden şak diye bir tokat vurdu yüzüme.

“Sen nereye bakıyorsun öyle?”

“Valla billa bakmadım ben.”

“Hade len!”

Son kalan patlıcanlıyı çocuk kapmıştı o sırada. Bir güzel dil çıkardı bana.

Kız, kardeşine gülmeye başladı. Ben de güldüm.

Karnımız doyunca azıcık uzandık. Filler kaybolmuştu. Ben de saatlerdir evden uzaktım. Bir tür kayıptım. Ama nasıl olsa dönecektim. Bütün çocuklar evlerine dönüyordu o yıllarda.

Davulun sesiyle doğrulduk.

Beyaz elbiseler içinde yaşlılar yürüyordu.

“Godyalar geçiyor,” dedi kız.

“Godya da ne?”

“Bizim büyüklerimiz onlar. Cepleri para doludur üstelik.”

En geriden gelen, sakalı neredeyse göbeğinde amcanın bir eliyle çektiği yuların ucunda sarı fıstık gibi bir dana vardı. Arada durup sağa sola böğürüyor, endişeli gözleriyle bakıyordu.

“Dana ağlıyor,” dedim.

“Dana ağlıyor,” dedi küçük çocuk.

“Ağlar tabii, birazdan kesecekler onu,” dedi kız.

“Neden?” dedim.

“Dana Bayramı bugün. Afrikalı atalarımızın ruhu için kesip, etini paylaşacağız.”

Dana gerçekten şıpır şıpır gözyaşı döküyordu. Önümüzden geçerken bana baktı. “Sakın beni yeme,” diye fısıldadı.

“Tamam,” dedim. Biraz ağladım sonra.

Derken godyalar bir halka oldular. Ortada dana duruyordu. Aralarında konuştular. Sakin sakin başlamışlardı. Birden hararetlendi ortalık. Danayı tutan yaşlı godya, belinden kemerini çözüp sallayarak birinin kafasına tokayı geçirdi. Adam “Yandım,” diye attı kendini. Ötekiler kaçıştı.

“Ben en yaşlınızım. Bakın ağlıyorum üstelik.”

Önce kendi yüzünü ardından danayı gösterdi.

“Bu gariban da sabahtan beri zırlıyor.”

Derin bir of çekti. Gözyaşlarını sildi.

“Bu sene danayı kesmek günah olacak. Sonra başımıza olmadık şeyler gelir. Kendi kendime bu canı azat ediyorum. Et yerine helva kavrulacak. İsteyen onu yesin,” dedi. Yuları çeke çeke danayı alandan çıkardı, kayboldu gitti.

Bol bol helva yedik o sene.

Kız, “Sakın benimle evlenmeyi düşünme. Ben pilot olup Kenya’ya götüreceğim kardeşimi. Dede ocağında yaşayacağız,” dedi.

Tatlı çok güzeldi. Üzerine bol su içtim. Uyuyup kalmışım. Gözlerimi açtığımda bayram dağılmıştı.

Bana kaldı bir kilim. Hatıra..

 

* Dana Bayramı: Kimi kaynaklarda, 19. yüzyılda İzmir’in Sabırtaşı, Dolapkuyu, Tamaşalık, İkiçeşmelik ve Ballıkuyu gibi semtlerinde yoksul siyahi mahalleler olduğundan söz edilir. İzmir’de Afrikalılara özgü bahar bayramının, “Dana Bayramı” adıyla 1880’lerden 1920’lerin sonuna kadar kutlandığı belirtilmiştir. Üç hafta süren kutlamalarda, “godya” adı verilen Afrikalı topluluğun ileri gelenlerinin topladığı parayla dana alınır ve Mayıs ayının ilk cumartesi kurban edilirdi. Günümüzde de bu kutlama sadece iki gün sürmekte ve artık kurban kesilmemektedir. (wikipedia)

, , , , , , , ,
Share
Share