017  Yılbaşı Ertesi

017 Yılbaşı Ertesi

NESLİHAN ÖNDEROĞLU
Cin Atı - 10 Ocak 2017

Taksi apartmanın önüne yanaştığında kar iyice bastırmıştı. Havaalanında bavulu bagaja kendi yerleştiren şoför, bu kez arabadan inmeye yeltenmedi. Bagajın kapağını açan düğmeye basıp eşyaları çıkarmasını bekledi, kapak kapanır kapanmaz da tekerlekleri karda kaydırarak hareket etti. Bir süre sonra da karın içinde gözden kayboldu.

Zile basarken gözlerinin yandığını, dizlerinin titrediğini hissetti. Asansörün aynasında soğuktan kıpkırmızı olmuş yüzüne baktı ve, Hasta oluyorum, diye geçirdi aklından.

Kapıyı açık buldu. İçeriden iştah açıcı bir koku ve insanın canını acıtacak kadar güzel bir müzik geliyordu. Kapının eşiğinde durup seslendi: “Füsun?”

Az sonra Füsun, önünde bir mutfak önlüğü ve elinde koca bir kaşıkla yanına koştu. Saçlarını, yemek pişirirken hep yaptığı gibi, tepesinde toplamış.

“Az kalsın sosu yakıyordum,” dedi elindeki kaşığı havaya kaldırıp ona sarılırken. Sonra da geri çekildi. “Ateşin var senin!”

Mantosuyla atkısını çıkarıp astı ve Füsun’un donattığı masayla karşılaştı. Uçakta yediği sandviç dışında bütün gün ağzına bir şey koymamıştı ama yine de kendini aç hissetmiyordu.

“Üşüyorum,” dedi sadece.

Füsun yemeğin altını kapattı ve içeriden bir battaniye getirdi.

“Gel canım, uzan şöyle. “

O, üstü renkli minderlerle kaplı kanepeyi boşaltırken, değişikliği fark etti. Yeni bir kanepeyle iki koltuk.

“Bunlar da nerden çıktı?”

“Sen yokken sürpriz yapayım dedim.”

Üstüne köpekleriyle ava çıkmış bir avcı işlenmiş goblen yastığı başının altına koydu.

“Çok paradır bunlar,” dedi battaniyenin altına girerken.

“Boş ver, öbürleri çok eskimişti,” dedi Füsun. “Değişiklik iyidir. Hem, ne için çalışıyoruz ki?”

Elini alnına koydu. “Yanıyorsun sen. Dereceyi bulayım da ateşine bakalım.”

Büfenin çekmecelerini karıştırırken sordu: “Nasıl geçti annenlerle yılbaşı?”

“Güzeldi. Her zamanki gibi.” Dişlerinin birbirine vurmasına engel olamıyordu.

Füsun dereceyi aramaktan vazgeçip bir bardak su ve bir kutu ilaçla tepesine dikildi.

“İç şunu.”

Köşedeki yılbaşı ağacının ışıklarına baktı. Üşümesi azalmıştı ama gözleri hâlâ yanıyordu. Doğrulup ilacı boğazından aşağı güçlükle kaydırdı. Gözkapaklarının ağırlaştığını hissetti.

“Rahatmış kanepe,” dedi. “Geniş, güzel. Sen ne yaptın?”

Füsun onun yanındaki boşluğa ilişti. “Çalıştım, uyudum, bekledim,” dedi.

“Neyi bekledin?”

Onu biraz öteye iterek yanında yer açtı, bir yastık da kendi başının altına koydu, yanına uzandı.

“Yeni bir yılı ve senin gelmeni.”

Arkadaşına sarıldı. “Yalan söyledim, berbattı,” dedi. “Seneye gitmeyeceğim.”

“Her sene böyle dersin ama her sene de gidersin.”

Bir şey söyleyecekti ki uykuya yenik düştü. Dışarıdan belli belirsiz bir siren sesi duyuldu. Mavi bir ışık, yarım örtülmüş perdenin arasından girip tavana vurdu. Füsun’un altını aceleyle kapadığı sosun üstünde ince bir tabaka oluşmaya başladı. Müzik sustu. Yeni kanepeyle koltuklar biraz daha eskidi.

, , , , ,