Ait Olduğumuz Yer

Ait Olduğumuz Yer

NESLİHAN ÖNDEROĞLU
Cin Atı - 20 Eylül 2016

“Bana çamaşır suyunu getir!”

Cevap vermediğimi görünce, beni merdivenlerin tam ortasında durduran o cümle:

“Ne işin var yukarıda?”

Sekiz yaşımdan beri duyduğum soruyu yeniden cevaplamazken, merdiveni aydınlatan vitrayın renkli camlarına bakıyorum. Hep aynı yerde oluyor. Annemin sınır çizen sesi dışardan gelen ışığı tayflarına ayırıp, tam o sırada yukarı çıkmakla onun sözünü dinleyip aşağı inmek arasında tereddütte kalan varlığımı bir an kararsızlıkta bırakıyor. Ve ben her defasında aynı şeyi yapıyorum; merdivenin metal tırabzanlarına yansıyan bu renkli gökkuşağına tutunup kendimi yukarı çekiyorum. Çamaşır suyunun yerini benden daha iyi biliyor; kendisi alsın.

Üst katta dört oda var. Soldan ikinci, Buket’in odası. Buket benden üç yaş büyük. Yine de, “Abla demesin,” demişti annesi. Bu eve ilk gelişimdi. Birbirimizi uzaktan uzağa süzmüş, sonra bahçede birlikte oynamıştık. Çocukluğun sınırsız kabulüyle. Sonra annem arada bir beni bu eve getirdiğinde, yanımızda Buket’in küçülenleriyle dönerdik. Çocukken Buket’in küçülenleri hep bana gelirdi. Lekelenenleri, yırtılan ya da rengi solanları da. Sonra artık büyümeyeceğimiz yaşa ulaştığımızda ve ben Buket’ten çok daha iri bir bedene sahip olduğumda, evde çalışan emektarın kızıyla hanımın kızı arasındaki bu tek taraflı alışveriş sona erdi.

Kapıyı itip odaya giriyorum. Yatağını cam kenarına çekmiş. Uyurken bahçenin ışıklarına bakmak hoşuna gidiyor olmalı. Çalışma masasındaki kitaplara bakıyorum. Ekonometri, İstatistik, bir de roman; Silahlara Veda. Tatile giderken yanına kitap almayanlardan.

En son ne zaman konuştuk? Okullar açılırken. Bu yıl üniversite sınavına gireceğim için, “bir üniversiteli olarak bana yol göstersin” diye annem zorla getirmişti. Ne saçmalık! Sanki üç yıl üniversite okudu diye meslek rehberi oldu kız. Okulu, üniversite hayatının nasıl bir şey olduğunu tatlı tatlı anlatmıştı. Profesörlerin ders verdiği koca amfileri, yakışıklı asistanları, kantinde politik gruplar arasında yaşanan gerginliklerden nasıl uzak durduklarını, sosyal kulüplerin ne kadar çeşitli olduğunu, okul gezilerinde ve partilerdeki romantik durumları. Annem aşağı katta banyonun fayanslarını iyice ovarak beyazlatmaya çalışırken, Buket’in bana çizdiği üniversite böyle bir şeydi işte. Gerginlikten uzak durup bolca eğlen, öğrenciliğin tadını çıkar.

Odanın duvarlarından birini tamamen kaplayan altı kapılı beyaz bir gardırop var. Altta kulpları sarı burmalı pirinçten çekmeceler. Çekmeceleri sırayla açıyorum. Buket’in iç çamaşırları. Sutyenlerle, külotların eşsiz uyumu. Aralara mis gibi kokan sabunlar konulmuş. Acaba bunları kendisi mi aldı? En altta iki çekmecenin biri spor çoraplara, öbürü naylon çoraplara ayrılmış. Naylon çoraplardan birini çekip alıyorum. Dize kadar pembe, üstü siyah. Belimden aşağı sarkıttığımda kot pantolonumun üstünde, dizimin biraz altına ancak geliyor. Giysem esneyecek mi? Bir an için bunu yapmak geçiyor aklımdan. Kendimi yarısı pembe, yarısı siyah bir çorabın içinde görmek. Sonra vazgeçiyorum. Çorabı kıvırıp tekrar ait olduğu yere koyuyorum.

Buket’in okulu bahar tatiline girmiş, ailece Hollanda’ya gitmişler. Kuzeni Amsterdam’da büyük bir şirkette çalışıyormuş. Buket de okulu bitirince onun yanına gidip yüksek lisans yapacakmış. Annemin dün anlattıklarından anladığım bu.

Bu sabah, “Ben de geleyim,” dedim. Bu evin boş halini, özgürce etrafta dolaşmayı, her yere dilediğimce girip çıkmayı sevdiğimi bilir. İtiraz etmedi. Bir tek Buket’in odasına girmemi istemez. Kendince var bir nedeni. Belki gördüklerime özeneceğimi, hiç sahip olamayacağım bu giysilerde, eşyalarda aklımın kalacağını düşünüyor. Bunların ne kadar uzağında olduğumun farkında değil. Kendime düşlediğim geleceğin bu evin ne denli uzağına düştüğünün. Yine de Buket’in odası bir merak, farklı bir dünyaya açılan bir kapı benim için. Nesneler, eşyalar, giysilerin diliyle bir insanı, bir başka hayatı kurgulama olanağı.

Gardırobun kapılarından birini açıp giysilere dokunuyorum. Deri ceketler, yakası tüylü kabanlar, mantolar baharın gelişiyle birlikte uzun süre unutulacakları yerlerine kaldırılmış. Kırmızı bir deri ceketi askıdan indiriyorum. İddialı bir şey. Bunu okula giderken mi giyiyor, yoksa gece arkadaşlarıyla dışarı çıkarken mi!.. Tek kolumu geçiriyorum monta ve zorlanarak bedenimi içine sığdırıyorum. Aynanın karşısında üst yanım Buket, alt yanım kendim; komik geliyor.

Kendi kendime gülümserken, annem soluk soluğa içeri giriyor. Beni öyle, üstümde Buket’in ceketiyle ayna karşısında görünce, yüzü renkten renge giriyor.

“Neler karıştırıyorsun burda?” diye bağırıyor. Gösterdiği kadar kızmadığını biliyorum.

Ceketi üstümden çıkarıp tekrar yerine asıyorum.

“Merak etme,” diyorum, “hiçbir şeyi karıştırmıyorum, her şey ait olduğu yerde.”

Birlikte odadan çıkıp aşağı iniyoruz. Merdivenler arap sabunu kokuyor.

, , , , ,