BASINDAN: İntihar Notlarım

BASINDAN: İntihar Notlarım

ON8
05 Şubat 2013

Gülçin Kocabuğa, Varlık, Şubat 2013

Eğer ki intihar bir “dua” olsaydı, bu duaya Albert Camus’nün dillere pelesenk, ruhlara avuntu olmuş o ünlü cümlesi ile başlamak kaçınılmaz olurdu: “Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar.”

“Ve eğer ki intihar, bir şiir olsaydı…” demeye varmadan, aklımıza bir şiir gelir, yanaklar utançla kızarır. İntihar, zaten bir Orhan Veli şiiridir:

Kimse duymadan ölmeliyim
Ağzımın kenarında
Bir parça kan bulunmalı.
Beni tanımayanlar
“Mutlak birini seviyordu” demeliler.
Tanıyanlarsa, “Zavallı,” demeli,
“Çok sefalet çekti…”
Fakat hakiki sebep
Bunlardan hiçbirisi olmamalı.

Amerikalı yazar Michael Thomas Ford’un ON8’den çıkan İntihar Notlarım romanı, işte o “hakiki sebep” sorgusu üzerinden kurgulanmış, etkileyici bir roman. İntihar Notlarım, ilkgençlik yıllarının baharındaki (belki de kışında demeliyiz) Jeff’in bir yılbaşı gecesi intihara teşebbüs etmesi nedeniyle yatırıldığı psikiyatri kliniğinde tuttuğu günlük yazılarından oluşuyor ve romanın daha en başında, Jeff’in intihar sebebini şu cümlelerle “itiraf” ettiğini düşünüyoruz: “Neden bunu yaptığımı söyleyeceğimi umuyorlar, biliyorum. Bilginiz olsun: Yalnızca içimden geldi.” (s.9)

43 günlük terapi sürecini doldurmak zorunda olan Jeff’in bu süre içinde tuttuğu notlar arasında merakla gezinirken, herkes gibi, “15 yaşındaki bir genç, sadece içinden gelmiş olduğu için intihar edebilir mi?” sorusunun peşinden koşmaya başlıyoruz. Çünkü ne de olsa her intihar, arkasında onlarca cevapsız soru bırakır ve eğer bir intihar, “başarıya” ulaşmamışsa, bu soruların muhatabının o “başarısız girişimci” olması kaçınılmazdır.

İşte bu soruların en “azılı” sorgucusu Doktor Katzrupus’a (namı diğer “Doktor Kartsalak”) Jeff’in verdiği alaycı cevaplarda  “istemediği halde kurtarılmış ve bir de üzerine deliler koğuşuna kapatılmış” olmaktan dolayı duyduğu öfkeye tanık oluruz: “Kartsalak sandalyesinde biraz dikleşti. Kalemini çıkarıp, tarihi bir konuşmanın her sözcüğünü yazmaya hazırmış gibi bloknotunun üstünde tuttu. ‘Bunu yaptım çünkü…’ dedim kararsız davranarak, biraz da gözlerimi kırpıştırıp her an ağlamaya başlayacakmışım gibi burnumu çektim. ‘Bunu yaptım çünkü… Paris Hilton’la aynı dünyada yaşamaya katlanamıyordum.” (s.33)

Ailesi tarafından hayatı kurtarılan Jeff, hemen hemen kendisiyle yaşıt olan klinikteki diğer hastaları gözlemler. Kendini onlardan farklı görür, zaman zaman onları garipser, onlara acır. Çünkü Jeff “deli” değildir, intihar etmek için çok daha geçerli bir sebebi vardır. “Şanslı mıyım?” diye kendine sorar: “Ölmediğim için şanslı mıyım? Buradaki çocuklarla karşılaştırılınca, hayatım o kadar da kötü olmadığı için şanslı mıyım? Belki de öyleyim, ama öyle hissetmediğimi söylemeliyim. Öncelikle, bu cehennemde kısılı kaldım. Ayrıca hayatınızın bir başkasınınki kadar berbat olmaması, kötü olmadığı anlamına gelmez.” (s.52) Kendinden başka klinikte tedavi gören herkesin “deli” olduğuna inanan Jeff’ten daha tecrübeli bir intihar girişimcisi olan Sadie ise toplumdaki egemen düşüncenin tam tersine intiharın delilikle ilgisi olmadığını savunur, ona göre intihar etmek için çok başka bir sebep vardır: “Herkes deli olabilir… Bu çoğunlukla devrelerinde bir şeyin yanlış olmasından kaynaklanır. Ama intihar tamamen başka bir olaydır. Yani insan kendini tarihten silecek kadar nasıl kendinden nefret ediyor olabilir?” (s. 78)

İntihar sebebi, romandaki merak unsurunu oluştururken, Jeff’in günlüğüne düştüğü şu not, aynı zamanda bu genç yaştaki intihar girişimcisinin “sırrını” bir an önce öğrenmek isteyen “gizli okura” da bir serzeniş niteliğindedir: “Kulağa çok tuhaf geliyor: ‘Kendini öldürmek’. Birini öldürmeye çalışıyormuşsunuz gibi geliyor kulağa, ama işte o biri sizsiniz. Birini öldürmek yanlıştır, ama intihar etmenin yanlış olduğunu sanmıyorum. Bu benim hayatım, değil mi? Eğer istersem sonlandırabilmeliyim. Bence bu bir günah değil… Size ne düşündüğümü söyleyeyim: Kendinizi öldürmeye çalıştığınızda insanlar sinirleniyorlar; çünkü bu, onların sizin hayatınızı birazcık bile kontrol edebilmesini engelliyor. Hayatınızı ‘olması gerektiği gibi’ değil de, kendi istediğiniz gibi sonlandırmanızdan hoşlanmıyorlar. Ya olması gereken şey intiharsa?” (s.58-59)

Jeff’in, en yakın arkadaşı Allie ile arasının bozulmasından, okul veya aile ile ilgili bir sorunun olup olmadığına kadar her konuyu, roman boyunca “intihar zanlısı” olarak sorguya çekeriz. Oysa ki okurun, İntihar Notlarım’daki Dr. Katzrupus ve Sadie gibi diğer karakterlerle eş zamanlı olarak katıldığı bu “intihar sebebi” arayışına, Camus’nün Sisifos Söyleni’nde dile getirdiği şu cümle, mükemmel bir ipucu verir: “İntiharın birçok nedeni vardır, genel olarak da en çok göze çarpanları en etkenleri olmamıştır.”

Bir yandan Jeff’in klinikte geçirdiği süre zarfında yeni arkadaşlıklar kurarak farklı hayat hikâyelerine tanık olup yeni deneyimler edinmesi, diğer yandan 15 yaşındaki bir gencin varoluşsal sorunlarına karnı tok olan Dr. Katzrupus ile Jeff arasında geçen “çetrefil” diyalogların bir sonucu olaraksa Jeff’i intihara sürükleyen o “hakiki sebep” Jeff’in dudaklarından bir şarkı olarak günlük sayfalarına dökülür… Jeff ne zaman ki; “Anahtarı al ve onu kitle. Onu kitle. Onu kitle. Anahtarı al ve onu kitle,güzel han’fendi.” diye bir şarkı tutturup ağlamaya başlar, işte o zaman çocukluktan başlayıp, ilkgençlik yıllarına kadar “kapalı kapılar ardında tutulması gereken” o sır okurun kulağına fısıldanır. Üstelik Jeff’in haberi bile olmaksızın…

“Başkaldırı” veya “vazgeçiş”, “avuntu” veya “reddediş”… Biz intiharı hangi isimle çağırırsak çağıralım, onu her an yanı başımızda bulmamız, aklımızın bir köşesinde bitmeye hazır olduğunu görmemiz an meselesidir. Çünkü Birgül Oğuz’un, “İntihar ve Entelektüeller” (Notos Öykü- Ağustos-Eylül 2007) başlıklı yazısının girişinde yazdığı gibi intihar, “Okuyucusunu arayan, yazarı yitik bir mektup gibidir; ölüm, mektubu inandırıcı ve duyulur kılmak için gerçekleştirilmiş basit bir yan edimdir yalnızca. Bu mektupta, dünyeviliğini yitirmiş bir ses bizimle konuşur. Birileri onu dinlediği sürece de bu ses ‘bir başka yol’la da olsa dünyadaki varlığını sürdürür. Bu yüzden intihar bir susuş değil bir sesleniştir…” Jeff’in intiharı, başarısızlığı nedeniyle belki “inandırıcı ve duyulur” bir mektup değil, ancak intihar girişiminin ardından tuttuğu notlar, tüm toplumsal baskılara ve önyargılara kesinlikle bir sesleniş niteliğinde…